BİR KÜRTAJ HİKÂYESİ: BABAMI DA ALDIRACAK MISIN ANNE?

"Anne, anne...
Çok üşüyorum.
Sarıl bana anne…
Bırakma beni anne." 

Geceleri hep aynı rüyayla kan ter içerisinde uyanıyordu.

… 

Yıllardır çektikleri çocuk hasretine son vermek için çalmadık kapı bırakmamışlardı.
Doktor doktor, hastane hastane derman aramışlar ; camilerde, türbelerde ümidin dipsiz  kuyularına nice dualar yollamışlardı.. 

İlaçlar, cerrahi müdahaleler.. Denedikleri bütün tedavilerden sonra bedenleri de ruhları da yorgun düşmüştü..
Olmayınca olmuyor, vermeyen Allah vermiyordu.
...

16 yıl olmuştu.  

Aynı mahallenin dillere destan aşıkları, mutlu bir evlilikle mühürledikleri sevdalarında tam 16 yıldır evlat hasretiyle yanıp tutuşuyorlardı.
Bu büyük aşkın belki de tek eksiği; meyvesiydi. 

Murat Bey ve eşi Sema Hanım’ ın hâli vakti yerindeydi. Arnavutköy’ de baba yadigârı iki katlı bahçeli bir evde oturuyorlardı. Aynı yıl girdikleri eğitim fakültesinden yine aynı yıl mezun olmuşlar ve mahallelerindeki kolejde çalışmaya başlamışlardı.

Bir Cumartesi sabahı telefon sesiyle uyandı Sema Hanım. Telefonun ucundaki ses, Ebru Hanım' dan başkası değildi. 

 -Hadi kalk Sema, daha yatıyor musunuz?
-Genelde bu saatlerde yatıyoruz doktor hanım. Hayırdır, yoksa bir sorun mu var?
-Hayır hayır, yani sorun yok, amaann hayırdır inşallah. Haydi çabuk kalkın. UCL’ de profesörlük yapan hocamız bugün bir seminer için geliyormuş. Saat 11’ de, sizi mutlaka onunla görüştürmeliyim. 

Sema Hanım’ ın en yakın arkadaşı ve aile dostları doktor Ebru Hanım, UCL Tıp Fakültesi’ nde öğretim görevlisi olan ve tüp bebek konusunda bir seminer vermek üzere İstanbul’ a gelen dünyaca ünlü Profesör Asım Kaplan’ dan seminer sonrasına bir randevu koparmıştı.

Böyle bir fırsat kaçırılmamalıydı.

Asım Hoca' yla  seminerden sonra görüştüler. Yaşadıklarını ve kendilerine uygulanan tedavi yöntemlerini ayak üzeri konuşma fırsatı buldular. Daha detaylı görüşme ve tetkikler için iki hafta sonrasına söz aldılar.. 

Çocuk hasretiyle yanıp tutuşan çiftin azim ve inancı Asım Bey' i çok etkilemişti. Profesör, elinden ne geliyorsa yapacağını ancak çocuk için garanti veremeyeceğini söyledi.

Sema Hanım' ın tedavi sürecini bizzat Asım Bey yönetti. Ve 6 aylık bir tedavi sürecinin ardından aldıkları müjdeli haberle adeta yeniden doğdular.  

Dile kolay, tam 16 yıllık hasretin ardından gelen müjdeli haberle dünyalar onların olmuştu.
Bu haber Sema Hanım' ın artık "sonbaharım" dediği gençliğinin son demlerinde, bir cemre gibi düşmüştü yüreğinin en verimli toprağına..

Ne kadar şükretse azdı.

… 

  Bir kız, bir oğlan …

- Aslan gibi bir oğlum, aslan gibi de damadım olacak. derdi Murat Bey.
- Ama ilk çocuğumuz kız olacak, bana ev işlerinde yardım edecek, saçlarını örüp, prensesler gibi giydireceğim onu. Bir evde mutlaka bir abla olmalı, diye eklerdi Sema Hanım.

Yıllarca bu hayallerle avunmuşlardı ve bir kez olsun ümitlerini kaybetmemişlerdi..
Müjdeli haberi alır almaz ilk işleri bebek odasını hazırlamaya başlamak oldu.
Boya badana işleri, sırmalı bir beşik, rengarenk balonlar, çeşit çeşit oyuncaklar… Her şey kusursuz olmalıydı. 16 yıldır hasretle beklenen aziz misafir iyi ağırlanmalıydı..

Bir Pazar sabahı  erkenden sahildeki çocuk parkına indiler. Bankta her zamanki gibi el ele oturup, uzun uzun boğazı seyrettiler.
Sema Hanım başı eşinin omzunda yine yıllardır ezberlediği hayallere daldı.. Boğazın tüm martıları sanki “Anne! Anne!” der gibi çığlık atıp hayallerine ortak oluyorlardı.  

Murat Bey:

-Sor bakalım oğluşuma pamuk şeker istiyor mu?
-Hı hıı, istiyormuş. “Kızıım” balon da istiyormuş, pembe ve sarı olacakmış.

Sema Hanım’ ın karnına kulağını dayayarak;

-Oğluşum sen annene bakma, o gelinini sevsin. Sen bir an önce doğ da maça gidelim…   

Yıllardır hayallerinde büyüttükleri yavrularıyla artık koşup oynamak istiyor ve bu arzuyla günler geceler geçmek bilmiyordu..

… 

"Anne, 
Çok üşüyorum.
Sarıl bana anne"…

O gece yine aynı rüyayı görmüştü.
Yıllardır gördüğü ancak anlam veremediği aynı dehşetli rüyaydı bu.. 
Elleri kolları bağlı çıplak bir bebek, uçurumun kenarında Sema Hanım’ a sesleniyor Sema Hanım ise uçurumdan yuvarlanmak üzere olan çocuğu kurtarmak için hamle yapmıyordu. Ve çocuk uçurumun karanlığında kayboluyordu.

Gebeliğin 21. haftasıydı. Rutin kontroller için Ebru Hanım’ ı aradı: 

-Ebru’ cum müsaitsen kızımla çaya gelicez.
-Tamam, 2 gibi bekliyorum. Yalnız kurabiyeler senden, her zamankinden olsun…
… 

Ebru Hanım, yıllardır süren hasretin neredeyse her anına şahit olmuştu. “Kardeşten öte” dediği Sema’ sına gözü gibi bakıyor her şeyin yolunda gitmesi için elinden geleni yapıyordu.
O gün nedendir bilinmez, pek keyfi yoktu Ebru Hanım’ ın. İçinde anlamsız bir sıkıntı vardı.
Bu pek hayra alâmet değildi.
Saat 2’ yi 1 geçe muayenehanenin zili çaldı. Gelen Sema Hanım’ dan başkası değildi. 

-Maşallah çok dakiksiniz Sema Hanım…
-Evet, söz konusu kızım olunca 5 dakikada hazırlanabiliyorum… dedi gülümseyerek.
-Hadi o zaman, işimizi çabuk bitirelim de kurabiyeler bayatlamasın.. 

Rutin testler, ultrason görüntüleri derken muayene bitti. Ancak yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Görüntülerde bebeğin kollarında bir sorunla karşılaşılmıştı. Yine de emin olunmalıydı.
Ebru Hanım, bu gelişmeyi en yakın arkadaşına nasıl söyleyeceğini düşünedursun, Sema Hanım, telaşlı halinden şüphelenmişti.

-Hayırdır Ebru' cum, bir sorun mu var?
-Şeey, tam emin değilim ama kontrol amaçlı birkaç test daha yapmamız gerek. 

Daha büyük bir klinik laboratuvarında gereken diğer testler yapıldı. Çıkan test sonuçları %98 ihtimalle korkulduğu gibiydi.  
16 yıllık uzun uğraşların, çileleri bekleyişlerin sonucunda gelen çocuk engelli olacaktı.
Ancak bu gerçek, zaman geçirilmeden aileyle paylaşılmalı ve gebeliğe ona göre yön verilmeliydi.

Saat 10 gibi, Sema Hanım’ ın telefonu acı acı çaldı. Telefonun ucundaki ses Ebru Hanım’ a aitti.

-Sema' cım, sizinle bir konuyu görüşmemiz lazım. Murat Bey’ in de olması gerekiyor, bekliyorum.
Sema Hanım iyice korkmaya başlamıştı.  Yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğu kesindi.
Hemen eşini aradı:
-Murat hemen gel. Ebru’ yla görüşmemiz lazım.

Dile kolay… 16 yıllık özlem, onlarca doktor, yüzlerce test, adanan adaklar, uzun bekleyişler ardından gelen mucize haberini kaybetme ihtimali bile soluklarını kesmeye yetmişti.  
Bir saat içerisinde muayenehaneye ulaştılar.

Ebru Hanım, en yakın arkadaşı, sırdaşı Sema Hanım’ ın gözlerine bakmakta güçlük çekiyordu.
-Hoşgeldiniz… dedi gözlerini kaçırarak.
-Ebru’ cum ne olur söyle, bir sorun mu var?
-Şeey, aslında birkaç sorun var, dedi ve yutkundu. 

Gözyaşlarına hakim olmakta zorlanıyordu. 

-Korkarım bebeğinizin kolları olmayacak ve zihinsel engelli olma ihtimali var. Bu tarz engellilik durumları, geç yaşlarda yaşanan gebeliklerde ve uzun tedaviler esnasında alınan ilaçların da etkisiyle ihtimal dahilinde...  Çok üzgünüm...
Sema Hanım’ ın dizlerinin bağı çözülmüştü. Ayakta duracak takati kalmamıştı.
Bir an fenalaşır gibi oldu. Beyni uğulduyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Koltuğuna yığılıp kaldı.
Dakikalar sonra kendine gelmeye başladığında yine o sesi duydu…
Bu sefer “ses” sanki içinden geliyordu.  

"Anne…
Çok üşüyorum.
Sarıl bana anne…
Bırakma beni anne"… 

Ellerini karnının üzerine koydu…
Öylece kalakaldı.  

Murat Bey’ in de dünyası yıkılmıştı. 
Evlat hasretiyle geçen yıllar, evlat kokusuna duyulan özlem…
Forması bile hazırdı oysa oğulcuğunun.
Parka gidip, salıncakta sallanıp, top oynayacaklardı.
Ona oltayla balık tutmasını öğretecekti. 

Ertesi gün yine soluğu Ebru Hanım’ ın muayenehanesinde aldılar.
Doktor Hanım, ne diyeceğini bilemez bir halde, titrek sesiyle konuşmakta güçlük çekiyordu:

-Böyle bir haber vermek ölümden beter ancak bazen gerçeklerden kaçamıyorsunuz.
Şimdi önümüzde iki seçenek var:
Ya bebeğin bu durumunu kabullenip gebeliğe devam edeceksiniz,
ya da…
Evet, ya da..
Söylemeye bile cesaret edemiyordu.

-Eğer gebeliği sonlandırmaya karar verecekseniz, bunu bir an önce yapmalısınız. Bebek henüz 21 haftalık ve isterseniz gebeliği sonlandırabiliriz. Eve gidin, biraz dinlenin ve iyi düşünün. Son karar sizin.


Böyle zor bir karar arefesinde düşünmek için yalnız kalmalıydılar. En doğru kararı vermek için sakin bir kafa ve yürekle iyice düşünmek gerekirdi.
Murat Bey müjdeyi aldıklarında uçarak çıktıkları merdivenlerden eşinin enkazını indiriyordu bu sefer.

Sema Hanım her gün sevinçle girip tatlı hayaller kurduğu bebeğinin odasına bu kez başı eğik girdi. Mahzun bakışları bebeğinin hiç bir zaman dokunamayacağı oyuncaklarına takılı düşündü, düşündü...   


Kararı ne olursa olsun, kendini bir uçurumun kenarında buluyordu. Ölümlerden ölüm seçmek gibi bir şeydi bu. Ancak bir an önce seçimini yapmalıydı.
Sonunda  kararını verdi Sema Hanım. İçi kan ağlayarak: 

- Hayır Murat, bu bebeği doğuramam, engelli bir bebeği doğuramam. Bu hem bize hem ona eziyet olmaz mı? Ömür boyu hayatta kalma mücadelesi verecek. Göz göre göre buna razı olamam. Buna hakkımız yok, dedi. 
- Peki onun yaşama şansını elinden almaya hakkımız var mı? 
-....? 

Sahip olduğu her şeyin onda emanet olduğunu unutmuş ve kararını çoktan vermişti Sema Hanım.
Gebelik sonlandırılacaktı.
Sabah ilk işi Ebru Hanım’ ı aramak oldu.


 -Alo Ebru, biiz .. Biz gebeliği sonlandırmaya karar verdik.
 -Peki o zaman, dedi Ebru Hanım. Gerekli birkaç prosedür için bekliyorum. Ameliyat gününü de belirlememiz lazım.

Yola koyuldular.
Canlarından can, kanlarından kan taşıyan bu talihsiz bebek engelli de olsa bir candı oysa.
Kalbi atıyor, annesinin ruh haline göre sevinip, üzülüyordu. 
Ne, geceleri kâbusa çeviren o dehşetli rüyanın kahreden çığlığı, ne de minik evlatlarının hayatına son vereceklerinden ötürü duydukları vicdan azabı, kararlarından dönmelerine engel olamadı.
Karar katiydi. Gebelik sonlandırılacaktı. Zira o sorumluluğu taşıyacak gücü ne bedeninde ne ruhunda bulamıyordu Sema Hanım. 
...
Her şey çok hızlı gelişmişti. Ne olduysa bir hafta içerisinde olmuş ve büyük gün gelip çatmıştı. 
Masaya uzandı. Damar yolundan girilerek uyutuldu.
16 yıllık hasretin ardından gelen yavrularına, 'merhaba' bile diyemeden veda ediyorlardı.

Müdahalenin ardından tam uyanmak üzereydi ki, uykuyla uyanıklık arasında o dehşetli sesi bir kez daha duydu… 

"Hayır! Hayır! Sen benim annem olamazsın.
Anneler yavrularını bırakmaz ki"
… 
…  

Kan ter içinde gözlerini açtığında her şey çoktan olup bitmişti. Alnından süzülen terleri sildi parmak uçlarıyla. Aslında sildiği ter değil; yavrusunun gözyaşlarıydı..


Yıllardır yollarını gözledikleri can pârelerinin başlamadan bitirdikleri kaderine; sırmalı beşiklerde yatırıp sarmalayacakları bebeklerini, hastanenin atık poşetine reva gördüklerini yazmışlardı..

Murat Bey dayanabilecek gücü bulur bulmaz bebeğinin yüzünü görmek istedi.
Kim bilir, belki durmadan hesap soran vicdanına verecek bir cevap arayacak, belki de helâllik isteyecekti yavrusundan..  

Derin bir nefes aldı ve poşeti açtı. Gördükleri manzarayla beyninden vurulmuşa döndü. Gayet sağlıklı bir vücuda sahip olan bebeğinin minik ve cansız bedenine ilk ve son kez baktı, baktı.. Bebeğinin uzuvları eksik değildi, gayet sağlıklı ve güzel görünüyordu. 

Meğer nadiren de olsa böyle sürprizlerle karşılaşılabiliyormuş..

Teşhislerde yaşanan %2 ' lik yanılma payı her zaman olabilen bir durummuş.. 

...

Bir baba olarak bu gerçeğe üzülebileceğini hiç aklına getirmemişti.
Ama olan olmuştu ve bu gerçekten eşine hiç bahsetmedi.  

Başarılı geçen operasyon sonrasında Sema Hanım aynı gün taburcu edildi. Eve dönüş için araçlarına doğru yavaş adımlarla ilerlediler.

Park halindeki araçlarına binmek üzereyken, karşı şeritten kontrolünü kaybederek gelen bir yolcu otobüsü Murat Bey’ e büyük bir süratle çarptı. Karşı kaldırıma savrulan Murat Bey’ in sağ kolu kazada koparken, omurilik zedelenmesine bağlı kısmi felç geçirecek ve vücudunun sol tarafı tutmaz olacaktı. 
Kazayı hafif sıyrıklarla atlatan Sema Hanım kaza gününün gecesini hastanede eşinin yanında geçirdi. Yoğun bakım ünitesinin önündeki koltuktan hiç ayrılmadı. 

Bir an içi geçmişti ki, yavrucuğunun yakarışıyla irkildi:  

"Anne, anne!… Babamı da aldıracak mısın? 

N' olur babamı da aldırma anne"

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum