Deniz Feneri Bilmecesi

Deniz Feneri’ni bu sütunda defalarca yazdım. Bu konu çoğu kişi için gerçek anlamda bir bilmece. Daha doğru bir tanımlama ile ağır bir imtihan.

Zira bir tarafta milyonlarca insana 15 yıldan beri yardım ulaştıran, umut olmuş ve dünyanın 48 ülkesine yetişmiş uluslar arası bir yardım kuruluşu var. Bu kuruluşun kayıtlarında 560 bin aile mevcut Türkiye genelinde. Yine o kayıtlarda 1 milyondan fazla hayırseverin ismi yer alıyor bağışçı sıfatıyla. Türkiye genelinde 62 bin kişi de bu derneğin gönüllüsü olmuş, yıllardan beri emeğini, vaktini, parasını iyilik hareketine destek vermek üzere harcıyor, karşılığında dünyevi herhangi bir beklentisi yok.

Bu çapta büyük işler yapmış ve bir dizi “ilk”i yardım alanında gerçekleştirmiş, model olmuş, örnek olmuş Deniz Feneri 2007 yılından beri saldırılara maruz kaldı.

Türkiye’de ilk defa ISO 9001 kalite sistemini bir yardım kuruluşu olarak uygulamış ve 2002 yılından beri bu sistem çerçevesinde her türlü bağış ve yardım hareketini iğneden ipliğe kayıtlara geçiren bir yardım kuruluşu Deniz Feneri. Kurduğu sistem sayesinde bütün faaliyetlerini kolay izlenebilir ve hesap verilebilir halde tutuyor bu dernek. Hem kamu yetkilileri hem de bağışçılar ve gönüllüler tarafından sürekli denetleniyor. Ayrıca hesaplarını uluslar arası geçerliliği olan bağımsız bir denetim kuruluşuna denetletiyor. Böyle bir mecburiyeti olmadığı halde.

Bu Dernek, Almanya Deniz Feneri e.V isimli kuruluş üzerinden başlatılan operasyon sürecinde töhmet altında bırakıldı, zarar gördü. Gördüğü zarar doğrudan mağdur ailelere yansıdı. Onların bir kısmının yardımları kesildi bu süreçte.

Bağışçılarının bir kısmı her şeyin farkında olarak ve “inadına bağış” yaptıkları için, yardım çalışmaları geride kalan beş zor yılda -çapı daralsa da- kesintisiz devam etti.

Bir vatandaş grubu ise bu süreçte -en kolay yolu seçip-, haberleri hangi kişi ve grupların yaydıklarını ve sürekli gündemde tuttuklarını hesaba katmadan suç isnadında bulunulan herkesten şüphe duydu ve uzaklaştı.

Kamu içerisinden kimi yetkililer de bu süreçte Deniz Feneri’ni cüzzamlı muamelesi yapmayı uygun gördü, bütün yetkilerini kullanarak çevrelerinde bulunan bürokratların da bu dernekten uzak durmasını sağladı.

Yıllardır Ramazan ve Kurban dönemlerinde bağış standı açan Deniz Feneri’ne bazı sayın belediye başkanları stant yeri vermediler ama aynı kulvarda faaliyet yapan başka kuruluşlara birden fazla noktada kendilerini tanıtma ve bağış toplama fırsatı verilebildi.

Yüzlerce tarım işçisinin çocuğu öğrencisinin giyim ve kırtasiye yardımlarıyla sevindirildiği törene sayın vali kendisi katılmadığı gibi çevresinin katılımına da mani oldu. Törene İstanbul’dan katılan Ramazan Ağabey ve Deniz Feneri yetkilisi karşılarında öğretmen ve belletmenler dışında kimseyi bulamadı. Çünkü herkes sayın valinin tavrına bakmış, o ne yaparsa aynısını yapmış, yani sinmiş. (Adını vermediğimiz valinin ne denli hizmet ehli olduğu Ankara tarafından da anlaşılmış olmalı ki, dinlenmesi için merkeze alındı. Bu arada Deniz Feneri’nin Ankara’ya herhangi bir müracaatı, şikâyeti olmadı. Belki de kabağın sahibi razı olmamıştır.)

Bir belediye başkanı bağış standı vermemek için türlü yöntemler, çiğlikler ve tekliflerle karşıladı Deniz Feneri’ni. O dahi bugünlerde eski bir belediye başkanı sıfatıyla dinleniyor. Onun da partisi tarafından yapabildikleri ve yapamadıkları görülmüş olmalı ki, aday gösterilmedi bulunduğu yerden.

Deniz Feneri gerçekten zor bir imtihan, çetin bir bilmece.

Birileri başka konular için “dokunan yanıyor” diyorlar ya, benim gördüğüm o ki tam da fenerin ışığını söndürmek isteyenler yanıyor. Deniz Feneri’nin camını kırmak ya da çamurla ışığı engellemek isteyenler savrulup gidiyorlar. Ben de dönüp dönüp “kabağın sahibi razı olmadı” hikayesini hatırlıyorum.

Deniz Feneri’nin ışığını söndürmek gibi kötü bir düşünceye kapılanlar nefeslerinin tükendiğini, bu ışığın güçlenmeye devam ettiğini göreceklerdir. Zira ışığın güç aldığı kaynak çok sağlam.

Bu derneğin kayıtlarında onbinlerce öksüz, yetim, engelli, yaşlı ve yoksul insan var. O zayıf insanlara kol kanat geren, umut ışığı olan, yalnız olmadıklarını her daim onlara hissettiren derneğe yöneltilecek her itham, iftira, isnat bumerang etkisiyle sahibini vuracaktır.

Bu konuda konuşacak, fikir beyan edecek, yazacak herkesin konuyu enine boyuna araştırmalı, ciddi “okumalar” yapmalı.

Yaptıkları yalan haberlerin sayısını kendilerinin bile bilmediği medya kuruluşlarının kaval sesleri sizi bir fareli köye ulaştırabilir ve dönüş kolay olmayabilir.

Türkiye Deniz Feneri Derneği ile ilgili “aklanın da gelin” çağrısı yapanlar ya da “mahkeme ne oldu?” sorusunu yöneltenlere dernek yönetiminin güzel bir haberi var.

Haberin özeti şöyle;

Deniz Feneri Derneği’ne karşı yürütülen uluslar arası linç operasyonu savcılığın takipsizlik kararı ile son bulmuştur. Almanya Deniz Feneri e.V isimli kuruluş hakkında Almanya’da 2007 yılında başlayan hukuki süreçle bağlantılı olarak, 2008 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından DENİZ FENERİ adıyla başlatılan soruşturma 09.04.2012 tarihi itibariyle, Türkiye Deniz Feneri Derneği’nin tüm yetkilileri hakkında verilen takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştır…”

Haberin tamamını okumak için tıklayınız;

http://www.denizfeneri.org.tr/icerik.aspx?KOD=takipsizlik-karari-basin-bildirisi

Allah’tan dileyelim, bizi hayırlı amellerle meşgul etsin ve razı olduğu kulları arasına dahil etsin.

 

gumuslale@gmail.com 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum