Diyanet' in Hutbesi Dînî ve Sosyolojik Açıdan Bir Skandaldır

Kravatlı sinekkaydı ehl-i sünnet hocamızın ağzından canlı olarak dinlediğim Diyanet İşleri Başkanlığı’ nın 12.02.2016 tarihli skandal Cuma hutbesinde (*) sünnet (!) düşmanlarına ağzının payının verildiği iddia edilmekte.

Şimdi bu hutbenin neden skandal olduğunun kısaca analizine geçelim. (İnşallah bu konuların her birini sonraki yazılarımızda etraflıca inceleyeceğiz.)

Öncelikle bu skandal hutbeden neler öğrendik kısaca değinelim:

1- İbadetleri Rabbimiz emretmiş “ancak” usullerini Efendimiz (as) belirlemiş.

2- Kur’ an merkezli bir hayat, Kur’ an’ a aykırıymış.

3- Efendimizin (as) helâl ve haram koyma yetkisi varmış.

4- Efendimizin (as) şefaat etme yetkisi varmış.

Öncelikle şunu söyleyelim: Diyanet’ in bu hutbesinin, çoğunluğunun cumadan cumaya camiye uğrayanlardan ve daha saf tutmasını bile beceremeyenlerden oluşan bir cemaate karşı hiçbir açıklama, dipnot, vs yapılmadan icra edilmesi bir dînî ve sosyolojik skandaldır.

Kur’ an’ ı ve sünneti anlama yolunda “bütüncül değerlendirme metoduna” aykırı bu yaklaşım Diyanetin içerisinde bulunduğu dînî ve sosyolojik cehaletin vahamatini gözler önüne sermektedir.

Şimdi bu hutbeye neden skandal diyoruz, kısaca bahsedelim.

      1- Hutbede geçen ifade aynen şöyle: “…Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de bizlere namaz kılmayı, oruç tutmayı, zekât vermeyi, hac yapmayı emretmiştir. "Ancak" namazın vakitlerini, rekât sayılarını ve nasıl kılınacağını bize Efendimiz öğretmiştir. Orucun ne şekilde ve nasıl tutulacağını, zekâtın hangi mallardan ve ne kadar verileceğini, haccın menasikini bizlere hep Peygamberimiz göstermiştir. Kısacası ibadet hayatımız, onun örnekliğinde şekillenmiştir.

      Paragraftaki “ancak” ifadesine dikkat.

      Diyanete göre ibadetleri Rabbimiz emretmiş ancak usûllerini Efendimiz kendisi belirlemiş. Bu ifadeden anlaşılan budur. Yani Rabbimiz ve Efendimiz beraberce bu dini tanzim etmişler. -hâşâ-

      Tevhidden bahseden Diyanet, sanki rabbimiz ve Efendimiz bu dinin ortaklarıymış gibi söylemlerde bulunmaktan çekinmiyor.

      Ne yazık ki, şu temel gerçeği bile anlayamıyor: “Elçiye itaat demek; "elçi aracılığıyla indirilene itaat" demektir."

      2-Hutbede; "'Bize Kur’an yeter' anlayışıyla peygamberimizi, onun siretini ve sünnetini dikkate almadan Müslümanca yaşamaya çalışmak mümkün değildir.", "Kur’an ile sünnetin arasına mesafe koyularak ebedi kurtuluşa ulaşılamaz” ifadelerinde yer alan;

      "Peygamberimizin siretini, sünnetini dikkate almak" tan kastınız efendimizin (as) hayatını kaleme alan iyi niyetli/kötü niyetli kimselerin dediği her şeyi ve rivayet külliyatını sorgusuz sualsiz kabul etmek midir? Peki sizce, sünnet nedir? Efendimizden (as) yüzlerce yıl sonra yaşamış birilerinin Efendimizin (as) söylediğini iddia ettiği şeyler midir? Rabbimizin "Onda asla bir değişme, bozulma bulamazsın" (Fetih,23) dediği sünnet gerçekten bu olabilir mi?

      Kur’ an merkezli hayattan kastımız; işte bu rivayetlerin Kur’ an süzgecinden geçirilerek hayatımıza tatbik edilmesidir. Bu rivayetleri Kur’ an süzgecinden geçirmediğinizde, deve idrarı içmeyi, kurbağayı bir seferde öldürmeyi, balkona çıkan şeyhine saatlerce böm böm bakmayı, Cehennem ateşine dayanıklı yanmaz kefen tüccarlığı yapan din bezirgânlarına sponsor olmayı, Bağdat’ a dönüp 11 adım atıp, “Yetiş ya Geylâni demeyi, yakaladığı savaş esirlerini köle pazarında satmayı, önüne geleni tekfir edip boğazlamayı, vs sünnet zanneden tiplerle karşılaşmanız kaçınılmaz olacaktır.

      Kim bilerek bana yalandan bir söz isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın” diyerek uydurma hadis rivayeti tehlikesini haber veren Efendimizin (as) ihtarlarına kulak vermek ve Kur’ an ışığında tedbir almak sünnet düşmanlığı mıdır?

      Onun ahlâkı nasıldı diye kendisine soranlara: “Siz hiç Kur' an okumuyor musunuz? O’ nun (as) ahlâkı Kur' an' dı." diyen Aişe annemiz (as) ne demek istediyse, bugün sünnet düşmanı olarak ilân ettiğiniz bizler de aynı şeyi söylüyoruz.

      3-Efendimizin (as) helâl ve haram koyma yetkisi varmış. Bu konu sahabe zamanında da tartışılagelen bir konudur. Derin bir konudur. Müstakil olarak işlenmesi gereken bir konudur. İnşallah bu konuya da ileride müstakil bir şekilde değineceğiz.

      Ancak, siz bu cümleyi cumadan cumaya camiye gelen İslami şuuru sınırlı, daha saf tutmasını bile beceremeyen bir kalabalık önünde söylerseniz emin olun bu kalabalık şöyle anlayacaktır: Kendiliğinden ibadetlerin şekillerini / usullerini belirleyen Efendimizin (as), helâl ve haram koyma yetkisi de varmış.

      Diyanet olarak yani dînî otorite olarak, insanları dînî yönden aydınlatma vazifesi olan bir kurum olarak bu cümleleri ilgili ayetlerden bağımsız değerlendirirseniz, hiçbir açıklama yapmadan, hiçbir ilgili ayetten ve hadisten bahsetmeden söyleyecek olursanız, muhatabınızda oluşacak yanlış anlaşılmaların vebalinden sorumlu olursunuz. Ve o din günüde bunun hesabını veremezsiniz.

      Konuyla ilgili birkaç ayetten bahsedelim.

          "De ki: "Size ben ne 'Allah'ın hazineleri bana aittir', ne de 'Gaybı ben bilirim' diyorum; yine size, 'Ben bir meleğim' de demiyorum: Benim görevim, sadece bana bildirilene uymaktır!" De ki: "Hiç görmeyenle gören bir olur mu? Siz hala düşünmeyecek misiniz? (En’am, 50)

          "De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; kendime de size de ne yapılacağını asla bilmiyorum; ben sadece (vahyi) olduğu gibi beyan eden bir uyarıcıyım." (Ahkaf, 9)

          "…unutma ki sana düşen yalnızca tebliğ etmektir; (onların) hesabını görmekse sadece bize düşer." (Rad,40)

          "Onlara Allah'ın indirdiğine uyun denildiğinde, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz dine uyarız derler. Ya ataları akıllarını kullanmamış ve doğru yolu bulamamışlarsa?" (Bakara 2/170)

          4-Gelelim Efendimizin (as) şefaatine nail olma konusuna.

          Her namazdan sonra günde en 5 defa tesbihat yaparken okuduğumuz bir ayet var. (Bakara 255). Ayet-el Kürsî olarak bildiğimiz bu ayette şefaat yetkisinin yalnızca Allah’ a ait olduğu açıkça buyrulmuş olmasına rağmen, şefaat olayı o kadar suistimal edilmiş ve sulandırılmıştır ki, neredeyse herkese şefaat hakkı tanınan uydurma hadislerle inanç dünyamız sabote edilmiştir.

          Hacca giderken bile torpil arayan bir milletin tasavvuru ne yazık ki bu gibi yanlış anlayışlarla şekillendirilmiştir.

          Efendimize (as),

          "Ben peygamberlerin ilki değilim; kendime de size de ne yapılacağını asla bilmiyorum; ben sadece (vahyi) olduğu gibi beyan eden bir uyarıcıyım." (Ahkaf, 9) demesi emredilirken,

          kızı Fatıma annemize (as):

          - "Kızım Fatıma, nefsini Allah’ ın elinden satın al. Yoksa ben de senin için bir şey yapamam" diyen Efendimize (as) atfettiğiniz bu yetki, kitabın ve sünnetin neresindedir?

          Peygamber Efendimiz (as),  "Bana ne yapılacağını bilmiyorum derken, “

          "Elbette Peygamber gönderilen ümmetlere soracağız, elbette gönderilen Peygamberlere de soracağız” (Araf, 6) ayeti sabitken,

          Efendimiz (as) günde 100 kere tevbe ederken siz çıkıp, elinizde şefaat yetkisi insanlara kurtuluş dağıtacaksınız öyle mi?  

          Yine Kur’ an’ dan öğrendiğimize göre, Hz. İbrahim (as) babasına, Hz Nuh (as) oğluna, Hz. Lut (as) karısına, Hz Muhammed (as) amcasına şefaat edip, onları kurtaramıyorken, Diyanet neyin kafasını yaşamakta, hangi dine hizmet etmektedir?

          Acaba Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Aişe, (ra) Efendimizin (as) karşısına geçip: "Şefaat ya Resulallah" demiş midir?

           

          Efendimiz Medine’ de 500’ den fazla hutbe verdi. Bunların çok azı dolaylı olarak, tamamına yakını da direkt olarak Kur’ an ayetlerinin tefsiriydi. 25 yıldır Cuma kaçırmayan bir kardeşiniz olarak şunu çok net soruyorum:

          Diyanet olarak Cuma hutbelerinde Yeşilay günü, Kızılay günü, kira depozitosu, vs. gibi suya sabuna dokunmayan konuları işlemekten başka ne yapıyorsunuz? Hayatı boyunca firavunlarla mücadele eden Efendimizin (as) hayatı yani sünneti bir yanda; bırakın firavunları lanetlemeyi firavunlara rahmet duaları yapan bir diyanetin yaptıkları bir yanda.

          Biz bunları söylediğimiz için sünnet düşmanı olacağız öyle mi?

          Gerçekten çok yazık.

          Ümmet olarak, millet olarak her zamankinden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, D.İ.B, dininin amacını ve gayesini anlamaya, anlatmaya ve yaşamaya çalışanlarla değil; “British Model” bir din anlayışını bu ümmete ve millete dikte etmeye çalışanlarla ve din bezirgânlarıyla uğraşmalıdır.

          Vesselâm...

          (*)http://www2.diyanet.gov.tr/DinHizmetleriGenelMudurlugu/HutbelerListesi/Peygambere%20İman%20Tevhidin%20Bir%20Geregidir.pdf

           

          kenanozmen@gmail.com

          Önceki ve Sonraki Yazılar

          YAZIYA YORUM KAT

          UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
          Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
          8 Yorum