Elitçi zihniyet her yere sızıyor

Dün bizim gazeteyi açtığımda, içinden İş Bankası'nın bedava dağıttığı ders programı çıktı. Öğrenciler hafta boyunca izledikleri dersleri bu kartonun üzerine not edecekler.
Ancak bu program kartonu, benzerlerinden biraz farklıydı. SABAH ve İş Bankası'nın logolarından başka, kartonun üzerinde, "Satranç dersini eklemeyi unutma!" ibaresi yer alıyordu.
Bildiğiniz gibi satranç, okullarda seçmeli ders olarak okutuluyor.
Türkiye Satranç Federasyonu'nun ana sponsoru olan İş Bankası da, öğrencileri bu dersi almaya teşvik ediyor.
Sadece bununla da kalmadı İş Bankası, büyük kentlerin dört bir yanını, aynı çağrıyı yapan açık hava afişleriyle donattı.
Geçen gün bizim gazetenin satranç yazarı Özgür Akman, Ankara'dan ziyaretimize geldi. Tabii tek sohbet konumuz satrançtı.
Akman, laf arasında, kimi güçlü satranççılar arasında, "Bin kişilik turnuvalara ne gerek var" diyen bir zihniyetin de var olduğunu söyledi.
"Elitçi" bir tavır alan bu kesim, kitleselleşmenin satranca bir katkısı olmayacağını, şampiyonların böyle yetişmeyeceğini, az sayıda iyi oyuncu üzerine odaklanılması gerektiğini savunuyor.
Elitçi tavrın Türk satranç aleminde etkili olacağını sanmıyorum ama yine de üzerinde durmakta yarar var.
Bu yaklaşım, genel olarak sporu, özel olarak da satrancı, sadece "yarışmacı" bir zihniyetle değerlendiriyor.
Yani onlara göre kaynaklar; ciddi turnuvalara katılan, zirveye oynayan, profesyonelleşmeyi amaçlamış kesime yönlendirilmeli.
"Satrancı bugün öğrenip yarın bir kenara bırakacak olanlara; para, emek ve zaman harcamanın ne gereği var" diyorlar.
Bu "elitçi" arkadaşlar, iyi niyetli ve satranca gönül vermiş kişiler olabilir; ancak hata yapıyorlar.
Hataları, yukarıda sözünü ettiğim "yarışmacı" ve dolayısıyla "satranç için satranç" tutkusundan kaynaklanıyor.
Ancak şu tip noktaları göz ardı ediyorlar:
1) Satrancın insanlar üzerinde eğitici bir etkisi vardır: "Mantık yürütme", "kurallara uyma", "plan kurma", "yenilgiyi hazmetme", "başarmak için çalışma" gibi.
Bitmedi: Satranç tüm dünyada aynı taşlarla ve aynı kurallarla oynandığı için, her oyuncu kendini ister istemez "küresel bir camianın" parçası olarak hisseder.
Tanışmasa da, karşı karşıya dahi gelmese de; Kasparovların, Karpovları "arkadaşıdır" o!
Bir İspanyol ya da bir Japon ile satranç oynayabilmek için İspanyolca ya da Japonca bilmeye gerek yoktur. Tahtayı koyar, taşları dizer ve anında oynamaya başlarsınız.
2) Ayrıca satranç çok eğlenceli bir oyundur. Bilmeyenlerin sandığı gibi sıkıcı, bunaltıcı bir etkinlik değildir: Son derece gırgır olaylar meydana gelir. Satranç çevresinde ömür boyu süren dostluklar kurulur.
Yani satranç, "eğitim" ile "eğlencenin" beraberce yürüdüğü bir zihin sporudur.
Eğer satrancı, "elit ve yarışmacı" bir çerçeveye hapsederseniz, kitleleri yukarıda değindiğim değerlerden ve yararlardan uzak tutmuş olursunuz.
İlgilisine not: Toplumdaki zihniyet değişimini çok önemsiyorum. Satranç karşısındaki artan ilgi, bu olumlu dönüşümün bir göstergesidir. Bu sebeple bazen "sıcak gündemi" bırakıp "tali" denilen konulara değiniyorum. Yoksa kavgadan kaçtığımı mı sandınız?
Önceki ve Sonraki Yazılar