Futbol, İlahi Adalet ve Deniz Feneri

Dün sabahtan itibaren haber bültenlerine üç büyük haber konusu hâkim: Futbol camiasını derinden sarsan şike ve çete haberleri. Yeni oluşan TBMM’de devam eden yemin krizi ve Deniz Feneri e.V. ile ilgili gelişmeler.

Futbol dünyasındaki depremin konuşulduğu bir televizyon programında konuşan eski futbolcu ve yılların spor yazarı Ogün Altıparmak’ın söyledikleri düşündürücüydü:

50 küsur yıldan beri futbol camiasının içerisindeyim. Bugüne kadar bize ulaşan bazı bilgileri ilgili makamlara bildirdik. Ben ‘İlahi adalet’e çok inanan bir insanım. Yanlış yapanların daha bu dünyada nasıl cezalarını çektiklerine çok şahit oldum. Başlayan bu yeni süreçte adaletin yerini bulacağına inancım tam!

Sokaktaki vatandaşa kulak verdiğimizde futbol camiasında olup bitenlerle ilgili konuşulan o kadar çok hikâye varmış ki, şaşarsınız. Herkes bir babayiğidin gelip bu kokuşmuşluğa “dur!” demesini bekliyormuş.

TBMM’de devam eden “yemin kriz”ini değerlendirenlerin çok sayıda yorumcuda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “rehin” alındığına dair ortak bir kanaat oluşmuş durumda. Kılıçdaroğlu’nun Meclis Grubunda arkadaşlarına fazla söz hakkı vermeden kararlı bir şekilde yemin etmeme konusunda kararlılık göstermesi kendi partililerini de şaşkınlığa sevk etmiş. Bu gerginlik devam ederse içerden çözülmelerin başlayacağı değerlendirmeleri yapılıyor. Zira milletvekili olmak kolay değil. Yapılacak kısmi ya da genel bir seçim sonrasında bazı vekillerin dışarıda kalma ihtimali, özellikle de Meclis’e ilk defa girenler için tam bir kâbus. 

Almanya Deniz Feneri e.V. konusunda da önemli gelişmeler var.

Deniz Feneri Derneği bugün yaptığı bir açıklama ile konunun kendilerini ilgilendiren boyutuna ışık tuttu:

“Deniz Feneri Derneği’nden Kamuoyuna Duyuru

Almanya Deniz Feneri e.V. isimli kuruluşla ilgili olarak 2007 Nisan ayında başlayan sürecin devamı olarak, bir süredir Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir soruşturmanın yürütüldüğü biliniyordu. Söz konusu soruşturma kapsamında bazı Kanal 7 yöneticilerinin ve RTÜK üyesi Zahit Akman’ın gözaltına alınmalarıyla ilgili haberlerde derneğimizle ilgili hatalı yayınların yapıldığını tespit etmiş bulunuyoruz.

 Söz konusu haberler verilirken bazı gazete, internet sitesi ve televizyonlarda derneğimizin yardım dağıtım görüntülerinin, merkez, şube, temsilcilik ve lojistiklerinden fotoğraf ve kamera kayıtlarının kullandığı görülmektedir.

Almanya Deniz Feneri e.V. isimli kuruluşla derneğimiz arasında merkez, şube ya da temsilcilik gibi herhangi bir hukuki, organik bağın bulunmadığını bir kez daha hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz.

Söz konusu kuruluştan derneğimize, tamamı banka yoluyla ve uluslararası yardım mevzuatına uygun olarak 7 milyon 40 bin EURO yardımın yapıldığını, söz konusu yardımların hesabının derneğimizin geçirdiği denetimlerde defalarca verildiğini kamuoyunun bilgisine sunarız.

Kamuoyu ile defalarca paylaştığımız yukarıdaki rakam dışında, derneğimize ulaştığı iddia edilen yardımlarla ilgili bilgiler gerçeği ifade etmemektedir.

Deniz Feneri Derneği’nin logo, amblem,  fotoğraf ve filmlerinin kullanılması halinde hukuki haklarımızın saklı olduğunu ilgili medya kuruluşlarına önemle hatırlatırız.

Derneğimiz, her ay ortalama 10.000 ihtiyaç sahibi vatandaşımıza yardım ulaştırmak suretiyle iyilik yolculuğuna devam etmektedir. Bütün gönüllü ve bağışçılarımıza desteklerini çekmedikleri için teşekkürü borç biliriz.

Deniz Feneri Derneği “

Bugünkü yazısında Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert Deniz Feneri’ni konu etmiş. Önce onun şu tespitlerini paylaşalım:

…Dara düşmüş, bir afetin, bir savaşın ya da onlar kadar kötü bir yoksulluğun, yoksunluğun içine düşmüş insanlara yardım etmek, insanın yapabileceği en güzel iştir.

Yurtiçindeki ve yurtdışındaki yardım faaliyetleri, Türkiye'nin son 10-15 yılda başardığı en önemli işlerden biridir.

Ben bu başarıyı yerinde gördüm.

Endonezyalı bir genç, 'İslam dünyasının onurunu Türkiye kurtardı'dedi. Bu cümleyi işitmek bile çok değerliydi.

Descartes'ın 'Düşünüyorum, öyleyse varım' lafını, 'Yardım ediyorum, öyleyse varım' diye söylemek, cümlenin anlamını değiştirir, ama değerini düşürmez, belki yükseltir…”

Cömert’in yazısının bütününde ve Yeni Şafak’ın Ankara kaynaklı haberinde bir yanlışın ne kadar doğruyu götürdüğüne dikkat çekiliyor. Cömert’in yazısı da aynı ana fikri taşıyor.

Yazısından anlaşılıyor ki Cömert, 2007 Nisan ayından bu yana Deniz Feneri Derneği yetkililerinin açıklamalarının, web sitelerinde yer verdikleri beyanların, İçişleri bakanlığı denetçilerinin yaptıkları tespitleri gözden kaçırmış. Deniz Feneri Derneği’nde yapılan denetimler sonunda, “Deniz Feneri Derneği’nin yurtdışında şube ya da temsilciliği bulunmamaktadır” tespiti kayıtlara geçirilmiş, bu bilgi dernek yetkilileri tarafından sıklıkla kamuoyunun dikkatine sunulmuştu.

Hatta Cömert’i makamında birden çok ziyaret eden Deniz Feneri yöneticileri de bu bilgiyi kendisiyle paylaşmışlardı.

Cömert’in bugünkü yazısında geçen, “Deniz Feneri Derneği'nin özellikle Almanya'daki faaliyetlerinde bir düzensizlik, bir gevşeklik olduğunu hissediyorum” cümlesi, onun bu iki kuruluşu birbirinden ayırmadığını gösteriyor.

Oysa dernek yetkililerinin ısrarlı beyanları ve resmi belgeler gösteriyor ki, bu iki kuruluş hukuken ve fiilen birbirinden ayrıdır. Birinin faaliyetlerindeki eksiklik ya da kusurlardan öteki sorumlu tutulamaz.

Deniz Feneri’nin işinin zorluğu bir kez daha ortaya çıkmış Cömert’in yazısıyla.

Deniz Feneri Derneği çok yakınında bulunan, “Ben bu başarıyı yerinde gördüm” diyen Cömert’e bile derdini anlatmakta zorlanıyorsa, işleri epeyce zor demektir!

Yollarını bekleyen onbinlerce yoksul, öksüz, yetim, engelli ve yaşlı aile adına Deniz Feneri’ne kolaylıklar dileyelim. Allah yardımcıları olsun.

gumuslale@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum