Hadi Gel Bayram Edelim!..

Ey can!

Hadi gel bayram edelim. Hadi.

Bayram edelim ki, can cana karışsın. Bilirsin ki can cana olunmazsa bayram da olmaz, seyran da!

Canım canında can bulsun. Canınsa canımda.

 Can cana olalım.

Başka türlü nasıl duyabilir yüreklerimiz sevda tınısını!

Sevgi ritmini duyamayan hangi gönül bayramı hak edebilir! Söyle hangi gönül!

Ötelerden gelen ‘Dost’ hitabını duymadan nasıl bayram edilir ey sevgili! Nasıl?

Bayram dost ile değil mi?

Dosta varış, onu buluş, onunla halvet ediş değil mi?

Gönlündeki dostu ara ey can!

Bul onu.

Ve bayram eyle!

‘Kapalı bir tünel’de sıkışmış gibiyim…

Gel. O tünelin kapısını arala şefkatle…

Işık girsin. Sen gir o kapıdan…

Bayram edelim.

Bayram edelim ki ben de ‘Kapalı tünel sendromu’ndan kurtulayım.

Gel hadi bayram edelim.

Uzaklaşma ben gel dedikçe… Gitme uzaklara… Ovalarda durma… Ben seni pamuklar içinde tutarım. İnan… Ne işin var çöllerde, ovalarda?

Oralara rahmet damlaları düşmez. Ummana karışamazsın.

Ummana düşmeden nasıl bayram edilir? Ah nasıl?

Ben birlikte gönül ummanına düşelim istiyorum. Çağrım bunun için… Nalan oluşum, inleyişim, sabahlara dek sızlanışım hep bunun için… Aylardır dilime düşen cümleyi senle paylaşıyorum işte.

O titreşimi bol cümle Merhum üstad Ali Ulvi Kurucu;

“Ben Rasulü Kibriyanın bülbülü nalanıyım,

Mücrimim gerçi amma Muhammed Mustafa hayranıyım...”diyor…

O sahraya başka türlü düşülmüyor sevdiğim.

Bir eski şehirdir gönlüm…

Bir harabe…

Bin yıl öncesinden kalan bir yıkıntı sanki…

Gel. Gel ki bayram edelim.

Bahar ol gel. Çiçeklere bürün gel. Papatyalar takın gel… Her yanın sevgi koksun. Öyle gel…

O güzel baharı koklayayım… Bin yılın hasretiyle içime çekeyim.

Gel ki sızlanmayalım, vahlanmayalım.

Gel. Gel ki bayram edelim.

Gel ki, inleyen, feryat eden nalan yüreğim sussun…  Bahar olsun oda… Ağlaması dinsin. Yıkıntı olmaktan kurtulsun.

Aşkınla bir kutlu saray olsun.

Sen gelmezsen nasıl diner feryadım… Sen bana bir bayram sürprizi yapmadan nasıl sarılır bu derin gönül yarası!

Bilirsin beni… Beklediğimi… İyi bilirsin… Ramazanın tüm akşamlarında bir tespih çekişi gibi seni çektiğimi, dilediğimi…

Haktan seni dilendiğimi…

Böyle iyi, bu şekilde kalalım diyorsun. O zaman nasıl bayram ederiz?

İki su birbirine karışsın, katışsın. Birlikte aksın.

Gel… Hadi gel bayram edelim.

Bayram edelim ki onarılsın yıkıntım. Sarılsın yaram.

Bir ocak tutuşturalım seninle birlikte… O ocakta ne kadar kötücül yanlarımız varsa yakalım. Biz yanalım… Fazlalıklarımız gitsin. Hiçliğe talip olalım.

O zaman yaktın demem, yandım demem… Birlikte yanmak birlikte bayram etmektir zira.

Gel hadi. Uyandıralım aşk çerağını.

Bir güzel bayram edelim.

Bayrımsın sen… Sevdiğimsin. Yandığımsın.

Ya sen gelmezsen ben nasıl bayram ederim? Yürek yangınım nasıl söner? Nasıl sevinirim?

Bayramsız bırakma beni…

Kendinsiz bırakma.

Gözümü yolda, gönlümü darda koma…

Hadi gel.

Bayram edelim.

HABERNAME 19.08.2012 canbolatugur@gmail.com /https://twitter.com/ugurcanbolat/ https://www.facebook.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum