İktidar Ateşten Gömlektir

İktidarın nimetleri mi daha çoktur, külfetleri mi? Hem nimetleri çoktur, hem de külfetleri. İktidar, kaşığıyla yedirir, sapıyla göz çıkartır.

Norveç'e, İsveç'e, Finlandiya'ya karışmam ama Türkiye'de iktidar ateşten bir gömlektir.

Seçimler yapıldıktan sonra, kazananlar geleceği ne kadar pembe görüyorlardı. Seçim kampanyası esnasında hayli yorulmuşlar, terlemişler, koşuşturmuşlardı. Bundan sonra huzur içinde hizmet edecekler, programlarını hayata geçireceklerdi. Önlerinde geniş ve yeşil ufuklar vardı... Lakin hesapları tutmadı. Gök siyah bulutlarla kaplandı, soğuk rüzgârlar esti, denizler dalgalandı, şimşekler çaktı. Her gün, her hafta, her ay yeni fitneler fesatlar çıktı.

Bu fırtınalar içinde huzurlu hayat ve çalışmak ne mümkün. Bir derdi savıyorsun, yerine on dert geliyor... Bir tehlikeyi atlatıyorsun, bir sürü yenisi peydahlanıyor.

Huzur yok... Güven yok... Doğru dürüst uyku yok...Dur yok, durak yok...

Gergin sinirler sağlığı tehdit ediyor... Muhalefet amansızca saldırıyor... Ordu... Yargı...Medya...

Dost görünenlere de güvenilmiyor... Vefa yok, sadakat yok...

Yağcılar, yalakalar, övücüler doymak bilmez...

Çok kere sofraya oturuyorsun, nimetler çeşitli ve leziz ama üç lokma yemeden önemli bir telefon geliyor, zehir zemberek bir gelişme... O anda boğazında lokmalar düğümleniyor... Acele görüşelim...

Bitmez tükenmez görüşmeler... Tehlikeler... Tehditler...Bunlara can dayanmaz...

Uykusuzluk... Tedirginlik...Aşırı stres... Güvensizlik... Sinir gerginliği... Bütün bunlar kalbe vurur, beyne vurur, mideye vurur...

İktidar kılıçtan keskin, kıldan ince... Nimetlerinden çok külfetleri var... Dost bi-rahm düşman bi-perva...Bir katre içen çeşme-i pür-hûn-i fenâdan/ Bir dahi başın alamaz bâran-ı belâdan...

Eski padişahlardan biri bir derde mübtelâ olmuş, tabibler çaresini bulamamışlar, en son bilge bir hekim "Padişahımızın derdinden kurtulması için, hiç derdi olmayan birinin gömleğini giymesi gerektir" demiş. Bütün ülkeyi aramışlar taramışlar sonunda dertsiz bir çoban bulmuşlar. O fukaranın da gömleği yokmuş...

Yüksek zirvelerde huzur içinde yaşamak zordur. Bu vefasız dünya, iktidar nimetlerini çok kere ağız tadıyla yedirmez.

"Zevkine aldanmagıl mekri yüküştür dünyânın

Hansı gün hoş geçti ki anın sonu âh olmadı."

(İkinci yazı)

BİLECEKSİN Kİ ANLAYASIN

Türkiye'nin bugünkü sancılarını, krizlerini, büyük dertlerini; bütün çivilerinin niçin yerinden oynamış olduğunu anlamak için aşağıda (çok açık ve seçik olması için) maddeler halinde sıralayacağım önemli konuları bilmek gereklidir:

1. Lozan'ın gizli protokolleri.

2. Yirminci yüzyılda iki Yahudi devletinin kurulmuş olduğu iddiaları.

3. Ülkemizde 1,5 milyon Kripto E..... bulunduğu.

4. Yine aynı miktarda Kripto Y..... bulunduğu.

5. Hilafet'in ilgası, Şeriatın kaldırılması meselesini.

6. İslâm'ın ya tamamen kökünden kazınması, bu mümkün olmazsa birilerinin istediği şekilde yeni bir İslâm türetilmesi projesini.

7.İslâm karşıtı Moiz Kohen Tekin Alp milliyetçiliğinin ve Türkçülüğünün nasıl uygulandığını.

8. Zengin edebî, medenî kültür Türkçesinin nasıl dejenere edildiğini.

9.İki kimlikli gizli, güçlü, zeki, hırslı bir azınlığın nasıl oligarşik bir sistem kurduğunu ve halkın ensesinde boza pişirdiğini.

Bunlar iyi bilinmezse, bunlar beyinlerde derin bir yer etmezse bugünkü Türkiye'yi anlamak, bugünkü krizden kurtulmak mümkün değildir.

Günlük dedikodularla, 24 saat ömrü olmayan rivayetlerle bir yere varamayız.

Türkiye'nin problemlerini anlamak, bunlara çare ve çözüm bulmak için:

Yazılı, edebî, zengin, medenî Türkçeyi bilmek gerekir.

Yakın tarihimizin içyüzünü bilmek gerekir.

Hadiselere İbn Haldun gözüyle bakabilmek gerekir.

Mantık kültürüne sahip olmak gerekir.

Gazete kültürüyle bu işler anlaşılmaz, ciddî kitap kültürü gerekir.

Tarihî devamlılık ne demektir, tarihî ârıza ve kaza ne demektir, bunları bilmek gerekir.

Önemli dâvaya bakan heyet-i hâkimenin üzerine tavandan kocaman bir alçı parçası düşmüş...

Duruşmada sinir krizi geçiren bir sanık avaz avaz bağırmış, salon dışına atılmış...

Falan gazeteci filan gazetecinin başından aşağı bir kova dolusu çamur ve çirkef dökmüş...

Spiker acı olayı anlatırken birden bire hüngür hüngür ağlamaya başlamış ve bayılmış...

Politikacı Kerraki bey, muhalifi Hokneti beye verip veriştirmiş...

Böyle haberlerle, böyle hadiselerle meseleyi anlamak mümkün değildir.

İşin içyüzünü, can alıcı noktalarını, aslını astarını bileceksin ki anlayasın.

Meselâ şu Kürt kahramanının niçin Kürtçe bilmediğini...

Alevîlere akıl hocalığı yapmaya kalkan şu zatın niçin Alevî kökenli olmadığını...

Şu ateşli Türkçünün niçin Türk olmadığını...

İslâmî kesimde, koltuk altlarında Mason gönyesi, haç veya magen David bulunan bir sürü casus, ajan, provokatör bulunduğunu...

Kahramanmaraş olaylarının içyüzünü...

Sivas olaylarının içyüzünü...

Şu pek ünlü, anlı şanlı zatın yarı Türk, yarı Rum olduğunu...

Şu önemli kişinin Müslüman değil, Şamanist olduğunu...

Ve bunlara benzer daha yüzlerce konuyu bileceksin.

Bilmeden anlamak mümkün değildir.

(Üçüncü yazı)

S.O.S.DEPREM!

Sevgili İstanbullular!.. Lütfen birkaç dakikanızı beni dinlemeye ayırın.

Küçük Haiti'nin, bütün çevresiyle birlikte nüfusu 2,5 milyon olan başkenti Port-au-Prince'de depremde 300 bin kişi öldü.

Ardından Şili'de 8,8 şiddetinde korkunç bir deprem oldu. Ölü sayısı en fazla bin kişi.

Şili son yirmi yıl boyunca depreme dayanıklı sağlam binalar yaptı ve büyük felâketi çok ucuz atlattı.

Bu yirmi yıl içinde çürük ve dayanıksız binalar yapmış olsalardı ölü sayısı bir milyon olurdu. Öyle şiddetli ve korkunç bir deprem atlattılar ki, dünyanın dengesinin sarsıldığı, günlerin kısaldığı söyleniyor.

Haiti ve Şili'den sonra yirmi milyonluk (belki daha fazla...) nüfuslu İstanbul depremini bekliyor. Yapılaşma ve binaların sağlamlığı bakımından İstanbul'un durumu tam bir facia...

Yapılan inceleme ve araştırmalara göre 7 küsur şiddetinde bir depremde 150 binden fazla bina yıkılacakmış. Bunların bir kısmı (Konya'daki Zümrüt apartmanı gibi)yassıkadayıfa dönecekmiş, bir  kısmı yarı çökecek, yana yatacakmış.

Zümrüt apartımanında 100 kişi ölmüştü. İstanbul'da on bin büyük bina yassıkadayıf gibi olsa, kaç vatandaş ölür dersiniz?

Çokbilmiş birileri büyük bir depremde İstanbul'da 37 bin kişi ölecek diyor. Bu adamlar deli midir? 150 bin bina çökecek, 37 bin kişi ölecek... Bu nasıl hesaptır, bu nasıl mantıktır?

İstanbul'a, dolayısıyla Türkiye'ye büyük bir felâket hızla yaklaşıyor. Paniğe kapılmamak şartıyla bütün halk uyarılmalıdır.

Devlet adamları, belediyeciler, sorumlular üzerlerine düşen vazifeleri, işleri yapmadıkları için dev İstanbul çürük çarık vaziyette, binalarının yarısından fazlası kaçak olarak boynu bükük şekilde faciayı bekliyor.

İstanbul asılmayı veya kellesinin kesilmesini bekleyen bir idam mahkumu gibi bekliyor.

Sizlere sesleniyorum:

1. İmkânı olan şehri terk etsin.

2. Terk etme imkânı olmayan oturduğu çürük binayı terk etsin, sağlam bir binaya taşınsın.

Kimse, bu iki madde çok külfetlidir yapamam demesin. Bu tekliflerimin ikisi de ölümden, yaralanmaktan, enkaz altında kalmaktan, çoluk çocuğu ölmekten daha külfetli değildir.

Dindar bir vatandaş olarak vazifelerini yapmayan sorumluları Allah'a havale ediyorum. Bir İstanbullu olarak onlara hakkımı helâl etmiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar