Prof. Orhan ÇEKER

Prof. Orhan ÇEKER

MEDİTASYON

FATİH KUT: Sayın Hocam, şimdi geldik meditasyon meselesine.

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: Evet. İnsanlık zamanımızda şeytanlığa o kadar hevesli ki, şeytandan gelen her şeyi modernlik olarak telakki ve takdim ediyor. İlahi ve doğru olan bir şeyi de gericilik olarak telakki ve takdim ediyor. İnsanların kimileri buna ne kadar da çok hevesli. Heveslenenlerin hepsi de ya şeytandır ya da şeytanın askerleridir. Bir insan Cenâb-ı Hakk’ın emrettiği bir ibadeti gericilik olarak görüyor da son derece uydurma bir eylemi, modernlik olarak kabul ediyorsa bu şeytanlıktan başka bir şey değildir. Şimdi gelelim yogaya ve meditasyona. Ne yapıyorlar ? Kimi insanlar seans başı bir sürü de para vererek spor salonu gibi bir yere doluyorlar. Bir tane şef konumundaki güya usta kişi çıkıyor sahne gibi yere. Oradakilere talimatlara başlıyor : ‘Diz üstü çökün, bağdaş kurun, şöyle… yapın, gözünüzü yumun, zihninizde kainatı gezin, elinizi kaldırın, başınızın üzerine koyun… filan. Gözler yumuk, kendinizi denizleri geziyor gibi hayal ediyorsunuz, kainatı dolaşıyorsunuz… falan filan. Beni hayal edin, falan şeyleri hayal edin’. Talimatlar bitince belki de 1 saatlik bir hayal seyahati yapıldıktan sonra onlara ‘gözünüzü açın, ne hissediyorsunuz’, sorusunu soruyor şef. Onlar, aslı yokken ‘Oh be rahatladık’, diyorlar. Tövbe Ya Rabbi diyorum ben şimdi.

Bu eylemin aslı ne, perde gerisi, arkaplanı ne ? İşin arkaplanı şu : İnsanın biliyorsunuz iki yönü var, bir maddî / biyolojik yönü, bir de ruhî yönü / manevi yönü vardır. Her iki bünyenin de beslenmeye ihtiyacı vardır. Nasıl ki biyolojik olarak vücudumuzun ekmek yemeye, su içmeye, yemek yemeye, besin almaya ihtiyacı varsa ruhanî bünyemiz de beslenmeye muhtaçtır ve biyolojik bedenimiz acıktığı zaman nasıl bizden yemek istiyorsa, ruhanî varlığımız da ihtiyaç hissettiği zaman bizi dürter, bizden besin ister. ‘Bir şeyler bul ve ver, ben acıktım’ der. Miğdemiz acıktığı zaman biz temiz ve helal bir şey vermeyecek olursak, o insan miğdesi çöplerden beslenmeye kalkar. Tertemiz pırıl pırıl bir yemek varken son derece hijyenlikten uzak şekilde çöplükleri karıştırarak beslenmek nasıl çirkin bir durum ise bunun aynısını ruhanî hayatımıza aktararak düşünelim : Ruh beslenmek istiyor. Ne ile, manevi şeyler ile, ibadet ile beslenmek istiyor. Sen ona helal ve temiz bir yiyecek yani meşru bir ibadet vermeyecek olursan, bu ruh çöplükten beslenmeye kalkacaktır. İşte yoga ayini, meditasyon ruhun çöplükten beslenmeye mahkum ve mecbur bırakılışının tezahürüdür. Tabii ki ruh pis şeylerle beslenmez. Çünkü ruh latif bir varlıktır. Fakat o ruhun sahibi ‘ruhumu besledim’ zanneder.

FATİH KUT:  Biraz yogacılar kızacak ama.

 PROF. DR. ORHAN ÇEKER: İstedikleri kadar kızsınlar, hiç kimsenin, yanlış yaptığı için ve ben ona yanlışını hatırlattığım için kızmasına ben değer vermiyorum.   Meditasyon tamamen uydurmadır ve psikolojiktir, gerçekle ilgisi yoktur. Ruh ibadete ihtiyaç hissediyor, beni doyurun diyor, bu insan ona  helal ve temiz bir gıda yani meşru bir ibadet vereceğine ve onu öyle besleyeceğine, o insan maalesef bu doğru ibadeti bulamıyor. Gidiyor, ruhunu çöplükten beslemeye kalkıyor. Dolayısıyla yoga ayini / meditasyon, ruhun ibadete olan ihtiyacının feryadıdır. İnsanlar o ruha meşru bir ibadet vermezlerde, yogaya yönlendiriyorlarsa aynen ter temiz sofra dururken çöplüğe yönlendirmek demektir. Maalesef, onlara çok acıyorum. Ruhu, Cenâb-ı Hakk yaratmıştır. En doğru besini de o işaret etmiştir, o söylemiştir. Sen ruhuna o ilahi gıdayı vereceğine necis şeyler yedirmeye kalkıyorsun.

Bir de şuna işaret edelim, insan vardır, ibadet eder. Bir başka insan vardır, o insan da ibadet ediyordur. Berideki insan bu ibadeti bir yük gibi görür, şu namazı kılalım da aradan çıkaralım der hatta. Ama insan vardır, ruhu ibadetle tatmin olduğu için ibadet etmek ister, ibadetten tad alır bu insanlar. Yoruldukları zaman iki rekat da olsa namaz kılarlar, mesela ‘ne kadar da dinlendik’ derler. Peygamberimiz Aleyhi's-Salâtu ve's-Selâm teheccüd namazı kılıyor da kılıyor, annelerimiz ‘Niye bu kadar kendini yoruyorsun‘ diye sorduklarında ‘Şükreden bir kul olmayayım mı’ cevabını veriyor. Yani Peygamberimizin ruhu ibadeti özlüyor ve istiyor. Peygamberimiz mecbur olduğu için değil, özlediği için ibadet ediyor.

Bazen Peygamberimiz Aleyhi's-Salâtu ve's-Selâm Bilal-ı Habeşi’ye

أرحنا يا بلال

 “Ey Bilal bizi bir rahatlat”, diyormuş. Yani, Kur'ân-ı Kerîm oku da bizi rahatlat, diyormuş. Ruh doğru terbiye edilmiş, doğru yoldaki ruh Cenâb-ı Hakk’ın gösterdiği ibadet ile tatmin olur. Ama bizim güya modern insanı, ruhu kendisini silkeliyor. Miğdenin zil çalması gibi ruhu zil çalıyor, ‘beni besle, bana güzel şeyler yedir’ diyor. Yani ibadetlerin doğrusunu bana getir, yaptır diyor. Heyhat ki bu adam çöplükten ruhunu beslemeye kalkıyor, meditasyonla onu güya beslediğini sanıyor. Bunlara vah ki vah diyoruz. Bunlar, ruhlarının ibadet isteyen çığlığını duymuyorlar, duysalar bile onu doğru besleyemiyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum