Mücevherlerimiz, Kıymetli Gençlerimiz.

Sevgili Dostlar,
Ülkemiz coğrafi konumu ile, kuzey yarım kürede eski kıtaların birbirine en yakın olduğu, çok stratejik bir mevkide bulunmaktadır. Dünyanın kalbi niteliğindeki güzel ülkemiz, ayni zamanda, en onemli boğazlara ve ticaret yollarına sahiptir. Dört mevsimin yaşandığı ülkemiz dört bir yanı, ayrı ayrı güzelliklerle dolu cennet bir vatandır.
Tarihsel açıdan bakıldığında da, bilinen en eski medeniyetlerin, üzerinde kurulduğu anadolu toprakları, binlerce yıl, onlarca medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kıtalar arasında köprü vazifesi gören ülkemiz, çeşitli medeniyetlerin etkileri ile, her daim dünyanın göz bebeği olmuştur.  
 Doğal kaynakları açısından bakıldığında ise, yine ülkemiz dünyanın en önemli,  Altın, Doğal taşlar, trona, uranyum ve toryum madenlerine sahiptir. Son yıllarda, en önemli madenler arasına giren, her alanda kullanılan “Bor” madeninin, tüm dünya reservlerinin yaklaşık yüzde 73 ü ülkemizde bulunmaktadır.
Coğrafi, tarihi ve doğal kaynakları bakımından oldukça zengin olan güzel ülkemizin bir diğer zenğinliği ise “GENÇ NÜFUSU” dur ki,yukarida bahsettiğimiz diğer zenginliklerden daha kiymetli ve daha önemlidir. Yaklaşik 13 milyon ile avrupanin en fazla genç nüfusuna sahip ülke konumundadir. YÖK’un 2019 2020 yılı öğrenim yılı verilerine göre, 4.5 milyon lisans öğrencisi eğitim görmektedir, yıllık  ortalama 800 bin kişi üniversiteden mezun olmaktadır.
Ne yazik ki, Ülkemiz, kendi doğal kaynaklarını, yanlış politika(cı)lar nedeni ile kullanamamış, sahip olduğu, petrolleri, madenleri, doğal zenginlikleri,  atıl durumda, kalmıştır. Bunun  sebebi ise ya ihanettir ya da enayiliktir. Ne yazikki, ülkemiz, yine ayni karanlik sebeplerle,  kendi öz evlatlarını, yani insan kaynaklarını, etkin olarak, kullanamamistir. Genclerimiz, aynen diger kaynaklar gibi, atil birakilarak, "insan kaynagi israfi" yapilmis, ulkemizin mureffeh ulkeler duzeyine ulasmasi, geciktirilmistir.  
 
Maalesef, ülkemizin en önemli insan kaynakları yani, genç nesiller,  ülke sınırları içerisinde adeta hapsedilmiştir. 1970 li yıllarda, yurt dışına çıkışları caydırmak amacı ile, dış seyahat harcamaları vergisi adı altinda, ülke vatandaşlarından, devlet eli ile hatırı sayılır miktarlarda harç (haraç) alınmaya başlanmıştır. Koca bir ülkenin gençliği, sayısı 15 20 yi geçmeyen üniversiteye girmek için amansız bir yarışın içerisine sokulmuş, üniversite bitiremeyenler, ikinci sınıf muamelesi görmüştür. Bununla, birlikte, ecnebilerin kurduğu okulların mezunu öğrenciler, sırf fransızca ve ingilizce dillerini öğrenebildikleri için, ülkenin köşe başlarında, yıllarca cirit atmışlar, ülkenin has evlatlarına caka şatmışlardır.
1980 li yıllara gelindiğinde, yine siyasi nedenlerle gençler, sağcı solcu diye gruplaştırılmış,  birbirine düşman edilmiş,  yaklaşık 4000 genç hayatını kaybetmiş, binlerce gencin egitim hayatı sekteye ugratılmıstır.  28 şubat 1997 yılında yapılan post modern darbe ile, eğitim hakları elinden alınan inanclı gençlerimiz, yurt dışına çıkmaya (kacmaya)  başlamıştır. 2000 yıllardan itibaren ise devlet bursu ile yurt dışına çıkan öğrenci sayısında, büyük artış olmuş, binlerce öğrenci devlet imkanları ile yurt dışında öğrenim görme ımkanı kazanmıştır.  Bununla birlikte, yaklaşık 185 bin yabancı uyruklu öğrenci de ülkemizde eğitim ve öğrenim görmüş ve görmektedir.  
Ülkemizin gençleri yurt dışına gittiklerinde, hem yabancı dil, hem de başka kültürler öğrenmiştir. Osmanlı bakıyesi, devletlerin, öğrencileri ile de tanışma fırsatı yakalamış, o insanlarla var olan tarih ,kültür ve din birlikteliğinin önemini keşfetmişlerdir. Yurt dışından, ülkemize gelip yüksek öğrenim gören yabancı uyruklu öğrenciler de önemli bir kazanım olmuştur, okullarını bitirip ülkelerine döndüklerinde, önemli görevlere gelen bu öğrenciler, ileriki yıllarda, ülkemizin gönüllü bariş elçileri olacaklardır.  Velhasılı, hem yurt dışına, çıkan öğrencilerimiz, hem de yurt dışından gelip ülkemizde eğitim gören öğrenciler, ülkemiz için son derece faydalıdır.
Bu nedenle, gençlerimiz yurt dışına gitmeye teşvik edilmelidir, çünkü, gurbetteki insanlar, tarih boyunca diğer insanlardan daha başarılı olmuşlardır. Gurbet insana, çalışma azmi katar, ufuk katar, mücadele ruhu katar. Örneğin, 1961 yılında, almanyaya, işçi olarak giden, fakir aile çocukları, yıllar sonra, kendi köyüne ağa olarak dönmüşlerdir.
Girişimcilik proğramları, küçük ortaklıklar, yurt dışı şirketlerde staj imkanları gibi, yöntemlerle, gençlerimiz yurt dışına sadece eğitim amacli degil, girişim, yatırım, ve ticari amaclı olarak da  gönderilmelidir. Bizim bilim adamlarina, akademisyenlere ihtiyacimiz oldugu kadar, genc girisimci is adamlarina da ihtiyacimiz vardir.  Bu sepeple, geçlerimize  küçük başlangıç  sermayeleri ve çeşitli kolaylaştırıcı  teşvikler ile, destek sağlanmalıdır. Bu noktada, 100 ün üzerinde ülkede teşkilanması bulunan Müsiad, YTB (yurt dışı türkler ve akraba toplulukları başkanlığı) ve o ülkedeki türk konsolosluğu hep birlikte çalışarak gençlerimize gerekli altyapıyı oluşturmalıdır.
Şimdi düşünelim. her yıl 20 bin üniversite mezunu gencimiz,  30 bin dolar sermaye ile, Afrika’ya tiçaret yapmak amacı ile gönderilse, bu projenin ülkemize maliyeti 600 milyon dolar olur. Ancak bu gençlerin ülkemize direk ve dolaylı olarak kazandıracağı maddi gelir 600 milyon doların  çok üzerinde olur. Bu işin  manevi gelir ve bereketi ise hesaplanamayacak kadar çok olur, hele bir de bu gençlerin arasından Steve JOB, Elon MASK gibi süper girisimcilerin çıkacağı düşünülürse, sonuç hayal edilemeyecek kadar güzel olur.
Gençlerimize, yeni bir ufuk, yeni bir ruh, yeni bir hicret aşkı aşılanmalıdır. Yurt dışına giden gençlerimiz akıncılar gibi donatılıp, uç beyleri olacak şekilde vizyon sahibi yapılmalidir. Yurt dışına gitmek, avrupaya yada amerikaya gidip biraz ingilizce biraz da entellik öğrenip geri dönmekten ibaret değildir. Ezberlenmiş kalıpların dışına çıkıp, Afrikaya, Asya’ya, Güney Amerika’ya ve dahi uzak doğu’ya da gidilmelidir.  Yurt dışına, sadece gezmek eğlenmek yada eğitim almak için değil de biraz da ticari amaçlarla, gidilmelidir. Oralarda, ulvi amaclarla, gelecege yatirimlar yapilmalidir.  O ülkelerde ticaret yapan iş adamları da, yeni gelen genç girişimcilere sahip çikmalı, rehberlik yapmalı, usta çırak ilişkisi ile beraber çalışmalıdır.
Sahabi’lerinin dünyaya yayıldığı, bir peygamberin ümmeti, ve aynı zamanda,üç kıtada, yüce davaları uğruna at koşturmuş bir ecdadın torunları olan sevgili  geçlerimize düşen görev; dünyaya yayılmaktır. Bu sayede, hem ülkemiz hem dünyamız daha yaşanabilir, daha huzurlu bir gezegene dönüşecektir.
Kalın sağlıcakla,

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.