Nerelere Gittiniz?

Çok akıllı bir insan sayılmam ama kendime pâye verecek, nefsimi dev aynasında görecek kadar da akılsız değilimdir. Ne kadar varsa aklım başımdadır. Az buçuk tecrübem, birikimim vardır. Okumayı yazmayı severim. İnşaallah faydalı şeyler okuyorumdur ve faydalı yazılar kaleme alıyorumdur.

Memleketin bugünkü halini hiç beğenmiyorum. Toplumun halini de beğenmiyorum. Ülkenin idaresini beğenmiyorum.Hele İstanbul'un durumunu hiç beğenmiyorum.

Aklım ve sezgim bana İstanbul'u terk et diyor, edemiyorum. Yaşım ilerlemiş. Nereye gideceğim? Gideceğim yerde bir çevre edinebilir miyim, oraya intibak edebilir miyim?

Dev şehir beni korkutuyor, boğuyor. İstanbul bu kadar nüfusu kaldırmaz. Günün birinde biyolojik ve sosyal bir patlama olacaktır.

Ahlâk çok bozuldu. İnsanlık hiç kalmadı demiyorum ama bugünkü insanlık yeterli değil.

Şehir görgüsü kalmadı, kabalık ve hoyratlık yaygın hale geldi. Büyüklere saygı yok, küçüklere şefkat ve merhamet edilmiyor.

Hilekârlık, ğaşşaşlık, sahtekârlık aldı yürüdü. Ne yediğimizi bile bilmiyoruz. At eti mi, eşek eti mi, ehlî domuz mu, yaban domuzu mu?

Kesilen tavuklar içleri boşaltılmadan önce, kolay yolunsunlar diye çok sıcak suya atılıyormuş ve murdar ediliyormuş.

Zeytinler simsiyah görünsün diye sağlığa zararlı boyayla boyanıyormuş.

Cihazlar icat etmişler, tavuk ve dana etlerini içine koyuyorlar, cihaz ete yüzde 15 ile yüzde 25 arasında su ilave ediyormuş.

Sebzeler meyveler hormonlu, kimyevî yapay gübreli... Devlet ve belediyeler halkı korumuyor.

Şehirde mafyalar cirit atıyor.

On binlerce arsa ve arazide imar değişikliği yapılarak belki de yekûn olarak bir trilyon dolar haram ve gayr-i meşru rant elde edildi. Herkes biliyor, bir tek arsadan bir milyon yeni lira komisyon alan var.

Böyle bir şehirde yaşamak ne zor.

Eskiden de kötülük vardı ama bu kadar yaygın, yoğun ve genel değildi.

Para en büyük değer oldu, din iman haline geldi.

İffetsizlik, hayasızlık, edebsizlik korkunç boyutlara ulaştı.

Din ve mukaddesat istismar ve istihdamı aldı yürüdü.

Kırsallık, varoş kültürü, gecekondu zihniyeti hâkim oldu.

Şehirde akşamları gidip çay içeçek bir "Marmara Kıraathanesi" yok artık.

Haftada birkaç gün Safahlar çarşısına gider, rahmetli Necait beyden kitap alır, Şeyh Muzaffer efendinin sohbetini dinlerdim. Onlar yok.

Eski hocalar, üstadlar, şeyhler gittiler yerleri dolmadı.

Üstad Necip Fazıl nerde?.. Üstad Mahir İz nerde?..

Üstad Nureddin Topçu nerde. ÜstadAli Fuad Başgil nerde?..

Erol Güngör yok, Ayhan Songar yok...

Ölenlerin yerini niçin aynı değerde vasıflı ve seçkin insanlarla dolduramıyoruz?

Bunca dergimiz var ama bir tek Büyük Doğu yok.

Eski aşklar, eski şevkler, eski neş'eler nerelerdesiniz?

Ölenlere Türkçe, Arapça, Farsça tarih düşürenler, nerelere gittiniz?

Büyük şehrin nüfusu arttıkça medenî insanı azalıyor.

"Yaşlandı da nostalji yapıyor" gibisinden ucuz töhmetleri bırakınız ben gerçekçiyim. Eskinin hasretini çekiyorum.

Vefa, sadakat, mürüvvet, fütüvvet arıyorum.

Sohbet arıyorum.

İlim, irfan, kültür, sanat arıyorum.

Zengin İstanbul Türkçesini arıyorum.

Melâmet arıyorum.

Kibarlık, nezaket, diğergâmlık, âlicenablık, kerem, seha, cud arıyorum.

Bu zamanın İbnü'l-Emin'inin adresini bilen varsa lütfen bildirsin.

Beyazıt'ta Derin Kuyu sokağında Hasan Basri Çantay Hoca ikamet ederdi. O nerede?

Celal Hoca nerede?

Kanaat, tevâzu, misafirperverlik, civanmertlik... Bunlar nerelere saklandılar?

Ey âşıklar, ey sâdıklar neredeyseniz çıkın, zuhur ve huruc edin.

Alışverişin ve ticaretin kendilerini Allah'ı zikr etmekten alıkoymadığı erler nerelerdesiniz?

Cuma namazı vaktinde dükkanlarını kapatanlar, siz bu şehri terk mi ettiniz?

İcazetli âlimler, icazetli şeyhler, kâmil mürşidler yerlerinizi bize bildirin.

Ey âşıkan, ey sâdıklar, ey rical, ey muhadderat-ı islâmiyye, ey merd-i gayurlar, ey ârifan, ey muttakiler, ey tevâzu ehli, ey bulunca dağıtanlar bulmayınca şükr edenler, ey haram yemektense ölmeyi tercih edenler, ey riba korkusundan banka gölgesinden geçmeyenler, ey arifan, ey zarifan, ey edep ve erkân bilenler, ey görgülü kibarlar!.. Bilseniz sizlere ne kadar hasretiz.

(İkinci yazı)

BOŞ VE KOF BİR KIYAS

ANTALYA Büyükşehir Belediye Başkanı "Camiye nasıl ayakkabı ile girilmiyorsa, GATA hastanesine de başörtülü girilmez" demiş. Bu zat profesördür ve böyle bir lâfı ancak lâik, çağdaş, militan, resmî ideoloji meftunu bir profesör söyleyebilir.

Eskiler bu gibi benzetmelere "kıyas ma'alfâriq" derlerdi.

1960'lı yıllarda Çarşıkapı ana caddedeki Karaağaç işhanının en üst katı Milliyetçiler lokali idi. Günlerden bir gün orada birkaç arkadaşla çay içip sohbet ediyorduk. Birden üstad NecipFazıl teşrif etti, bizi gördü; masamıza geldi, oturdu. Çocuklar böyle hararetli hararetli ne konuşuyorsunuz dedi. Latife ve muziplik olsun diye, arkadaşlarımızı göstererek "Üstad, bunlar din mi ahlâktan çıkar, yoksa ilim mi fenden daha üstündür" tartışması yapıyorlar dedim. Üstad bu saçma konuya hayli kızmıştı.

Antalya Belediye Başkanının lâfı da böyle boş ve kof bir lâftır.

Profesör cenapları mantık okumuş olsaydı böyle gülünç bir lâf etmezdi.

Camiler ve diğer ibadethaneler din, inanç, vicdan hürriyetiyle ilgili mekanlardır. Dinlerin kuralları vardır, onlar çiğnenemez.

Hastaneler ise kamuya hizmet veren kurumlardır. O mekanlarda din hürriyetine aykırı kural olamaz.

Camiye ayakkabı ile girilmez.

Hastaheneye başörtüsü ile girilir.

Hastahaneye başörtüsü ile girilmez diyen ve başörtülüleri oraya sokmayan zihniyet:

Din ve vicdan hürriyetini çiğnemiş olur.

İnsan haklarını ihlâl etmiş olur.

Faşist, yasakçı, dayatmacı, tabucu bir zihniyet sergilemiş olur.

Medenî değil, çağdışı olduğunu sergilemiş olur.

Sayın profesör iyi bilir ki, Ortodoks Yahudi havralarına da erkekler başları açık olarak giremez.

Bir hastaheneye başı kapalı anneleri, eşleri, yakınları, ziyaretçileri sokmayanlar bir insanlık suçu işlemiş olurlar.

Kaldı ki, adı geçen hastahaneye Somalili başörtülü kadınlar alınıyor, Türkiye vatandaşları ise (başları örtülü olarak) alınmıyormuş. Demek ki, eşitlik prensibine de riayet edilmiyor.

Medenî, demokrat, ileri, çoğulcu, hukuka ve insan haklarına bağlı ülkelere bakalım. Bunların hangisinde başı örtülü bir kadın hastahaneye alınmıyor? Hiçbirinde...

Hastahaneye başörtülü de girer, çarşaflı da, açık saçık da, mini etekli de...

Hastahaneye başörtülüleri almamak Hipokrat yeminine ve tıp etiğine taban tabana zıttır.

Böyle bir yasak vicdana sığmaz, adalete ve insafa sığmaz.

Başbakanın başörtülü modern hanımı hastahane ziyareti yapacak; başı örtülü olduğu için gelmeyin, içeriye sokmazlar denecek.Zavallı Türkiyem sen ne hallere düştün?

Bay çağdaş profesör de buna çok doğrudur diyor.

Traji-komik!..

Önceki ve Sonraki Yazılar