Nimetleri İtiraf!..

İçinde bulunduğumuz imkânları, yaşadığımız güzellikleri, donatıldığımız yetenekleri, tattığımız lezzetleri sanki bizim kendi başımıza elde ettiğimiz kazanımlardır şeklinde bir düşüncenin tasallutu altında yaşıyoruz.

Güzelliği onaylamamak, onu görmemek anlamına gelmez mi?

İyiliği cevapsız bırakmak, ona kötülük değil midir?

Vefayı giyinmemek, tüm yaşanmışlıklara ‘Beş para’ değer vermemek anlamı taşımaz mı?

Varlığa şükretmemek, nimete haksızlık değil mi?

Gerçeği görmemek, yalana, yanlışa omuz vermek olmaz mı?

Sevgiyi hor görmek, aşkın paçasına yapışmamak, nefrete teslim olmaktan başka bir mânâ taşır mı?

İşte tüm bu sebeplerle nimetleri inkâr veya görmemezlikten gelme yanılgısından kurtulmamız elzem!

Yüce Kitabımızda Sure-i Rahmanı bir de bu gözle okumamız ruhumuza diriltici nefesler sunacaktır.

Gelin itirafta bulunalım!

Gerilmeden, kasılmadan, hiçbir şeyi de küçük görmeden…

Bilirsiniz, küçük gördüğümüz şeylerin hakikatteki büyüklükleri her zaman bizi küçültür.

Un ufak eder.

İdrakimiz arttıkça ölmelerden beter oluruz. Bu nedenle itirafa başlarken küçük/büyük ayrımı yapmayalım.

-Her sabah enfes bir karşılama!... Güneşin merhabası!

- Her gün bir dost gülücüğü, merhabası!... Ruha neş’e…

- Ben varım yanında diyen, yakınlar, canlar, dostlar… Ve onların cennet güzelliğindeki yürekleri…

- Alıp verdiğimiz hava!.. Onsuz hayat düşünülemez…

-  Tat alışımız, koku alışımız…

- Düşünebilmek, düşündüğünü formüle edip dile getirebilmek.

- İçinde yaşadığımız dünyanın bizim yaşamımıza uygun halde oluşu.

- Dağlar, ormanlar, dereler, denizler, gökyüzü.

- Gecenin kandili ay, göz kırpan yıldızlar.

- Anne, baba, kardeşler, eş, evlat.

- Aradığında bulduğun ve gönlünü gönlüne tuttuğun yârenler.

- Bir tebessümüne bin kelime dizdiğin sevdiklerin, üzerine titrediklerin…

Saymakla bitmeyeceği belli…

Ama bir yerden başlamalı fikrindeyim. En yakınımızda olanlarla başlamakta ise yarar var. Aynı zamanda bir ‘Onarma’ faaliyetine girişme fırsatı doğmuş olur.

Kendimizi hesaba çekmeye nimetleri itiraf ile bir başlangıç yapabiliriz.

‘Gözünüzü kaça satardınız?’ başlığını taşıyan bir yazı okumuştum yıllar evvel! Hâlâ zihnimde tazeliğini koruyor.

İtiraf etmek, bir başlangıçtır.

İtiraf etmek, farkına varmaktır. Kendinin, evrenin, varlıkların ve hatırı âli olan Hakkın!

İtiraf etmek, yüreğe su sermektir. Yeniden yeşertmektir.

İtiraf etmek, kendine terazi kurmaktır, kantara çıkmaktır. Tartmaktır.

İtiraf etmek, durduğun yeri belirlemek, ardından sabitlemektir. Haddi aşmaktan vazgeçmek, konumuna geri dönmektir.

İtiraf etmek, ruhunda temizlik harekâtına başlamaktır.

İtiraf etmek, nefse hutut çizmek, azığını kesmek, ona tasma vurmaktır.

İtiraf etmek, çoğa talip olmaktan vazgeçmek, aza kanaat etmek, varını yoklarla paylaşmaya başlamaktır.

İtiraf etmek, dostun bağına ermektir.

İtiraf etmek, hakikate açılan kapıdan adımını atmaktır.

İtiraf etmek, körlükten kurtulmak, görmeye yeniden başlamak, gün ışığına çıkmaktır.

İtiraf etmek, kendi günahlarının ölüm salâsını vermektir.

İtiraf etmek, vazgeçiştir, vazgeçilmesi gerekenlerden…

İtiraf etmek, şükrün anahtarını çevirmektir. Rahmet dilemektir.

İtiraf etmek, ihtirasların derin ve karanlık kuyularında kalmamak için aydınlıktan uzatılan ipe tutunmaktır.

Gelin nimetleri itiraf edelim.

Bunun için elbette ‘Farka gelmek’ gerektir.

Karanlık ile aydınlığın, şükür ile inkârın, hakikat ile yalanın, şeytan ile meleğin, topuz ile nurun, kömür ile elmasın ayrımına varmak gerektir.

Ne diyelim?

Önce niyet, ardından gayret!

… Ve elbette öncesinde himmet!..

İşte itiraf ediyorum: Ben sizi seviyorum!..

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum