PKK Nasıl Bitirilir?

PKK tarafından gerçekleştirilen son yılların en geniş çaplı saldırısı ile 24 askerimiz şehit oldu. Çok sayıda askerimiz ise yaralandı. Saldırının sekiz farklı noktadan nasıl yapılabildiği, istihbarat zaaflarımız, insansız hava araçlarının neden işe yaramadığı gibi soruların cevapları acilen araştırılmalıdır.

Çukurca’da yaşanan büyük kayıp sonrasında TSK son yılların en büyük kara ve hava operasyonunu başlattı. Yaklaşık 10 bin askerimiz operasyon kapsamında bölgede bulunan PKK yuvalarını temizleme çalışması yapıyor.

Terörün iç sebeplerinin, dış bağlantılarının, örgütü destekleyen yerli ve yabancı mihrakların dikkatle tahlil edilip gerekli adımların atılacağına inanıyorum. PKK sonu yaklaştığı için kendini ispat eylemlerini sıklaştırıyor.

Geçmiş yıllarda teröre karşı yürütülen mücadelede nasıl ihanete varan ihmal, kasıt ve engellemelerin olduğunu, devam eden bazı davaların medyaya yansıyan kısımlarından biliyoruz.

Başlatılan operasyon normal ve gereklidir. Bu derece saldırıya uğrayan ve bu kadar kayıp veren her devlet aynı tepkiyi verir.

Bu girizgâhtan sonra, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde başımızı ağrıtan, yürek yakan terör örgütünün bitirilmesine hizmet edeceğini düşündüğüm bir hatırayı dostum Ahmet Türkan’ın (www.habername.com, 19 Ekim 2011) yazısından aktarıyorum:

….

1985-1987 yılları arasında Erzincan İl Jandarma Komutanlığında J.Astsb.Kd.Bçvş. Olarak görevli iken bir dini bayram günü, bayram namazını müteakip cami imamı ve aynı zamanda medrese hocası olan bir zatla Siirt merkezinde bulunan Şeyh Kâzım Efendi’yi sivil olarak ziyarete gittik. Şeyh Efendi’yi seven dostlarından bir grup erkek vatandaş, yol boyunca uzun bir kuyruk oluşturmuşlar, Şeyh Efendi’nin huzuruna girmek için sıra bekliyorlar ve yavaş yavaş ilerliyorlardı. Beni Şeyh Efendiye götüren imam koluma girdi, sıraya girmiş insanların arasına sokmadan onlara mahalli lisanla beni tanıtarak ilerleyip Şeyh Efendinin evine girdik. Şeyhin huzuruna varınca beni getiren imam Şeyh Efendi’nin elini öptü ve mahalli lisanla beni kendisine tanıttı.  Arkadan ben Şeyh Efendi’nin elini öptüm, beni sağ tarafına oturttu, imamı da sol tarafına oturtup hal hatırımızı sordu.  Sırada olan vatandaşlar teker teker içeri giriyor, şapkalı olanlar şapkasını geriye çeviriyor, şeyhin elini öpüyor, ellerini önüne bağlayarak geri geri çekilip duvar kenarında bekliyor. Şeyh Efendi “merhaba” deyince o vatandaş sağ elini göğsüne götürüp, yarım rükû vaziyeti yaparak “merhaba” diye karşılık veriyor. Şeyh Efendi mahalli lisanla “buyur otur” deyince, vatandaş tahiyyatta oturur gibi oturuyor. Şeyh Efendi rahat otur deyince bağdaş kuruyor. Bu uzun kuyruk böyle bir merasimle nihayet buldu. Şeyh Efendi’nin çok büyük olan odası, insanlarla doldu taştı. Kısa bir sessizlik oluşunca ilk söze ben başladım.

 “Hocam! Şu disiplininize hayran kaldım. Bizde de disiplin var ama bizimki biraz kaba kuvvete dayanıyor, ama sizdeki disiplin ise severek ve gönülden yapılıyor. Silahlı kuvvetler mensupları bizler gerek Siirt Merkezi, gerekse ilçe ve köylerinde çok sıkıntı çekiyoruz. Birkaç günde bir ya subayımız, ya da bir erimiz şehit oluyor. PKK tarafından yolumuza pusu kuruluyor, karakollarımız, yolda ilerleyen konvoylarımız kurşun yağmuruna tutuluyor. Köylere gittiğimizde halk korkusundan bize bilgi vermiyorlar. Siz bu ziyarete gelen sevenlerinize bir talimat verseniz, bunlar bize yardımcı olsalar, duyduklarını gördüklerini zamanında bize bilgi verseler çok memnun ve mesrur oluruz. Sizin bu talimatınıza muhalif hareket edecek birisinin içlerinden çıkacağını tahmin etmiyorum.’’ dedim.

Şeyh efendi bana;

“Baş Efendi! Güzel konuşuyorsun ama Siirt merkezinde tugay, alay, birçok komando birlikleri var. Bunların içerisinde yüzlerce Subay ve Astsubaylarınız bulunmaktadır. Bu zamana kadar beni ziyaret eden ilk rütbeli şahıs siz oldunuz. Bizi adam yerine koyup, bilgi ve görüşlerimize müracaat etmiyorlar. Çarşı pazar üniformalı insanlarla dolu. Ancak ezan okunduğunda camiye giren bir üniformalı şahıs göremiyorum. Aklıma acaba bunlar din mi değiştirdi, diye bir soru işareti geliyor. Sonra Jandarma Alay merkezine bir mescit yaptırmıştım. Güzel sesli bir asker imamınız vardı. Hoparlörle ezan okuduğu zaman camları açar o güzel sesiyle okuduğu sabah ezanını huşu ile dinlerdim. Son zamanlarda ezan sesi kesilince araştırdım. Bilahare öğrendim ki; yeni gelen Alay Kumandanı benim yaptırdığım mescidi bozup koğuşa çevirmiş. Ayrıca, askerlerin morali düzelsin diye, moral gecesi adı altında çıplak kadın oynatmaya başlamışlar. Siirt’in yerli halkının kızlarının açılıp saçılmalarına subay ailelerinin çok büyük tesiri oldu. Şimdi bazı aile reisleri kızlarını tesettür altına sokamadıklarını, subay eşlerine özendiklerine dair gelip bana dert yanıyorlar. Kuran’ı Kerim’e muhalif olan bu hareketler karşısında ben bu sevgili kardeşlerime, ‘’askeriyeye yardımcı olun sıkıntı içindelermiş, gördüklerinizi duyduklarınızı anında haber verin’’ dediğim an, bana ‘’Şeyh Efendi sen de mi onlar gibi dinsiz oldun ?’’ Diyecekler ve beni terk edeceklerdir. Çünkü yapılan bu süfli hareketleri, onlar gelip bana anlatıyorlar.” Dedi. Bu cevap karşısında söyleyecek bir söz bulamadım. O kadar vatandaşın içinde mahcup oldum ve böyle bir teklifi yaptığıma pişman olmuştum. Çünkü söylediklerinin hepsi doğru idi.

 Bir gün Alay Komutanımız tüm Subay ve Astsubayları topladı. PKK ile yaşanmış olayları, verdiğimiz şehitlerin dramını, çekilen acı günleri birer birer anlattı. Bu matemli ortam içinde bizlere “Arkadaşlar, en küçük rütbeliden, en büyük rütbelinize kadar fikirlerinize muhtacım. Rica ediyorum beni aydınlatın, bana fikir verin. Bu olayların önüne nasıl geçebiliriz? Neler yapmamız lazım? Yanıma gelmekten çekinenler mektup yazsın ve ismini de yazmasın. Benim için isim önemli değil, verdiği fikir önemlidir” dedi.

 Nöbetçi Astsubay olduğum bir günün gecesinde Alay Komutanıma bir mektup yazdım. Şeyh Kazım Efendiyi ziyaretine gidişimi teferruatlı bir şekilde anlattım. Şeyh Efendi’den yardım istediğimi ve bana verdiği cevabı uzun uzun bu mektupta zikrettim. Mektubumun sonunda ise, “İşte sayın komutanım, eğer biz bölgedeki din adamları ve nüfuzlu kişilere yaklaşıp fikirlerini alırsak, onların örf ve adetlerine uygun hareket edersek, daha doğrusu bölge halkını kazanıp kendimizi sevdirirsek, bu davada muvaffak olacağımıza inanıyorum. Aksi takdirde bütün emeklerimiz boşa gider, maddi vemanevi pek çok elem çekeriz.”dedim. İsmimi yazıp imzalayarak mektubu Alay Komutanıma teslim ettim.

Aradan birkaç gün geçmişti, Alay Komutanımız gelen bilgileri incelemiş, değerlendirmiş ve kısa kısa notlar almış. Alayda görevli tüm Subay ve Astsubayları yeniden topladı. Gelen mektupların kısa bir değerlendirmesini yaptı. Alay Komutanımıza verilen fikirlerde, silah cinsinin değiştirilmesi, telsiz sayısının artırılması, araç modellerinin değiştirilmesi, yeni gelişen teknoloji ile birliklerin teçhiz edilmesi, askerin moral seviyesinin üst seviyede tutulması vb. birçok fikirlerden bahsetti. Sıra benim yazdığım mektuba gelmişti ki “bir arkadaşımızda, içinizde bu konuya temas edilmemiş yeni bir fikir ortaya atmış. Diyor ki, bölgedeki nüfuzlu kişilere, din adamlarına yaklaşalım,  fikirlerini alalım, onların örf ve adetlerine uygun hareket edelim, kendimizi halka ve bu şahıslara kabul ettirip sevdirelim, halkı kazanmadığımız müddetçe PKK ile yapılan mücadelede başarılı olamayız.’’Demiş. Arkadaşımızın bu fikrine saygı duyuyorum, ancak çok tehlikeli bir fikirdir. Eğer biz bu yolla gidip bölgenin din adamlarına ve nüfuzlu kişilerine yaklaşacak olursak, Ankara bize‘’ Yavuzel Albay Siirt’e gitti, irticayı hortlattı’’ Derler. Bu nedenle asla ve kat’a bölgedeki din adamlarına ve nüfuzlu kişilere yanaşamayız ve yaklaşamayız.’’ diye cevap verdi. 16.10.2011

Halit BAĞDATLI, Em. J. Astsb. Kd. Bçvş.

gumuslale@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum