Pozitif düşünce gücü

 

Nefes alıp verdiğimiz tam anlamıyla teneffüz ettiğimiz şu dünya da sıkıntılar, acılar, tatlılar ve olumsuzluklar cereyan edecektir. Bundan kaçış mümkün değildir. Lâkin burada önemli olan algılayış ve olayı gözümüzde değerlendiriş şeklimizdir. Hiç düşündünüz mü neden bazı insanlar sürekli iyimser?  Umut dolu…

Bunlar kendilerini mi aldatıyorlar, yoksa gerçekten bizden farklı şekilde mi görüp yaşıyorlar?

Yoksa „Güzel düşünen güzel görür, güzel görende hayatından lezzet“ alır sözünü hayatlarına düstûrmu edinmişler?

İyimserlik ilahi bir lütuf mu, insan tabiatının ender tecellilerinden mi, yoksa çok az gerçekleşen kimyasal bir reaksiyon mu?

Nedir gerçekten bu iyimserlik ve insanlar ne yapınca iyimser olabiliyor?

İyimserlik „kazanılabilecek“ bir olgudur. Çünkü herşey nitekim düşüncelerimizin sonucudur.  Olumlu düşündüğünüzde hayatınıza olaylara olumlu bakarsınız. Baktığınız andan itibaren ise lezzet almayada başlarsınız.

Bir büyük çiçek demetinde tek bir solmuş yaprağı görmek de bizim tercihimizdir, bütün bir demetin güzelliğini yaşamak da. Tam tersi olabilirdi. Solmuş bir demet içinde canlı kalmayı başaran tek bir çiçekte ki güzelliği yaşamak da mümkün.

Ne istediğimize karar verip düşüneceğiz. Olumlu düşünceler, sevgi ve şükran duygusu, yaşamımızdaki tüm olumsuzlukları ortadan kaldırır.

Ve hatta ürettiğimiz her pozitif düşünce evrende ki diğer pozitif düşüncelerle buluşur ve bir pozitif enerji bulutu şeklinde bize geri döner. Eğer negatif düşünürsek bu kez negatif enerjiyi kendimize çekeriz.

İnsanlara olan nefret, kin, öfke, haset vb negatif enerjilerin bize yan etkisinden başka bir faydası yoktur. 

Bu olumsuz duygular daha yaradılışımızda genlerimize kodlanmış olan insanca duygulardır aslında. Bunların hiç biri irade istemez. Bunlar için kendimizi eğitmemiz gerekmez. Bir insana öfkelenmeyi, kin tutmayı öğrettiğiniz oldu mu hiç? Ya Siz öfke duymak için özel bir çaba sarfettiniz mi? İşte çaba sarfetmeden gelişen bu duygular nedeniyle önce negatiflerle karşılaşırız. Belki de bu nedenle hayat bize zor gelir. Çünkü hem kendi içimizde hem de dışarıda var olan negatiflerle nasıl başedeceğimizi öğrenmek zorundayız.

Hayattan lezzet alalım. Almaya çalışalım, olumsuzluklardan olduğunca uzaklara kaçalım. Bir eserin ilk başlığında ne güzel ifade edilmiş: „Negatif limandarlan pozitif sulara“.

Hz. Bediüzzaman da şöyle soruyor, “Bu dünya neden herkese terakki dünyası olsun da bize tedenni (gerileme) dünyası olsun”. Yerden göğe kadar hakkı var. Dünyadan da nasibimizi almayı unutmasak daha iyi olmaz mı?. Şu koskoca kâinat her bahar nasıl kendisini tazeliyor. Kâinatın ev sahibi ne kadar da zevk sahibi. Sofrasını önce çicekler ve güzel kokularla donatmış. Sonra ardı arkası kesilmeyen nimetlerini servise koyuyor. Hepsi birbirinden güzel, birbirinden iştah çekici, birbirinden temiz ve lezzetli. “yiyin için ama kıymet bilmemezlik etmeyin” diyor.

O halde karamsarlığı bir köşeye atıp, hayatın hazzını çıkartmaya çalışsak hayattan daha farklı lezzet alacağız kanaatimce. Bir kere daha gelinmeyecek dünyayı değerlendirelim. Elbette ki bu sözü herkes kendi kabiliyetine göre anlayacak.

İnanıyoruz ki helal daire keyfe kâfîdir. Zevk illede helal dairesi dışında da değildir.

Öyleyse şu andan itibaren sevmeye başlıyalım. Severek hayata daha güzel bakmasını öğreniriz. Güzel bakmayı öğrendiğimiz an güzel görmeyi de başarabiliriz. Ve buda sonuçta LEZZET almamızı sağlayacaktır.

 

Muhabbet ile Efendim

 

 

 

 

 

 

Faydalanılan Kaynak: Mehmet Ali bulut, (1996): Asyan´ın Ayak Sesleri, s. 127-129

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum