Seksenler… Ama Şimdi…

TRT ekranlarında hoş bir dizi başladı Seksenler diye.

Şöyle bizi geçmişe götüren bir Birol Güven dizisi.

Güçlü bir kadrosu var dizinin; Rasim Öztekin, Özlem Türkad, Yasemin Çonka, Şoray Uzun, Ayşe Tolga, İlker Ayrık, Pelin Akil, Serhat Kılıç ve Vural Çelik dizinin kalitesini artıran isimler.seksenler-dizisponsorlari_com_2.jpg

Benim ilkokuldaki dönemlerimi birebir işleyen, her bir ayrıntıya dikkat eden neşeli bir dizi.

Neler yok o dizide benle ilgili olan.

Evet, benim çocukluğumda mahalle baskısı vardı.

Çünkü biz dostluğu, arkadaşlığı, dayanışmayı, acıyı paylaşmayı mahalle baskısıyla öğrendik.  

Ama şimdi..!

Mahalle baskısının olmadığı bir dönemdeyiz ve bu dönemde artık komşusu komşusunu tanımıyor, cenazesine gitmiyor, acısını paylaşmıyor, sevincine ortak olamıyor.

Evet, benim çocukluğumda soba vardı.

240451-seksenler8.jpgÇünkü biz ailecek sobanın etrafına doluşur ısınırdık.

Bir de kestanenin üzerine çizilmiş kestaneler oldu mu, ooo ne muhabbet ne muhabbet!

Biz sobanın sıcaklığından daha çok birbirimize olan sevginin sıcaklığından ısınırdık.

O zamanlar kime kömür veya odun geldiyse hep beraber taşırdık onları kömürlüğe.

Parasına mı?

Hayır, ama büyükler yine de bizi görürdü para istemesek de.

Ama şimdi..!

Şimdi herkes ayrı bir odada, iliklere kadar işlemeyen bir sıcaklıkta ve bireylerine zamanla soğuyup giden bir iletişim içerisinde gençlik yetişiyor. Zorluğu bilmeyen, zorluktan zevk alamayan bir gençlik.

Evet, bizim zamanımızda uzuneşek vardı, misket vardı, çivi vardı, dokuztaş vardı, frizbi vardı.

64624.jpgÇünkü o oyunlarda şakalaşma vardı, kırıcı olmayan kavgalar vardı, dayanışma vardı, her türlü dostluk ve arkadaşlığın sıcaklığı vardı.

Ama şimdi..!

Bilgisayarlara boğulmuş, cep telefonlarının tuşlarına sıkışmış geniş kapsamlı olmayan ilişkiler yumağında yetişen bir gençliğimiz ortaya çıkıyor.

Selam nedir bilmeyen, hal hatır sormayan, banal ve asosyal bir gençlik yetişiyor. Belki belli bir zaman sonra toplumsal hastalıklı gençlik ortaya çıkacak. Bu da toplumumuzun ne kadar kötü bir gidişatta olduğunu gösterecek.

Evet, bizim zamanımızda böyle ileri teknoloji yoktu. Televizyonlarımız tek kanallı, çamaşır makinelerimiz merdaneli, telefonlar ise bazı evlerde vardı.

Ama şimdi..!

Teknolojinin içerisinde boğulmamıza rağmen huzurlu değiliz, mutlu değiliz.

Toplumdaki bağlarımızı kopardık elektronik postalarla. Artık postacının yolunu gözlemiyoruz, msn’den gelen titreşimi, facebooktan gelecek bir sese kulak kesiliyoruz.

Televizyon kanalları içerisinde boğuluyoruz ve seyrettiğimiz dizilerle toplum yapımız tamamen asimile oluyor. Absürd ilişkilerin ayyuka çıktığı, vahşetin ve entrikaların gırla gittiği filmlerin içerisinde kişiliğimizi tamamen kaybediyoruz. Kişiliksiz, dumura uğramış, gerçek dostlukların yerini sanal dostluklar almış bir topluma doğru götürüyor bu filmler.

Evet, eskiden sularımız şarıl şarıl akmazdı ama temiz sularımız akardı. Ağzımızı musluğa dayayıp öyle içerdik suyumuzu.

Ama şimdi..!

Artık sularımız bile kirlendi. Sağlıklı sular içemiyoruz. Pet şişelerde, sonradan mineraller katılan sadece susuzluğumuz gitsin diye sularımızı yudumluyoruz. Çaylarımızın lezzeti, yemeklerimizin kalitesi yok eskisi gibi.

Bir de eskiden su taşımak zor gelse de eğlenceliydi. Çünkü çocuktuk ve her şeyden zevk almasını gayet iyi bilirdik.

Evet, bizim zamanımızda mahallenin bekçisi vardı.

Mahallenin namusunu koruyan, gençliğin terörist olaylarına bulaşmasını önleyen ve bizden biri olan bekçiler vardı.

 Ama şimdi..!

Artık değil mahalleye tüm sokaklara bekçi dikilse artık eskisi gibi olaylar az değil.

Belki 12 Eylül döneminde tüm kargaşalıklar vardı, terör vardı, adam öldürme vardı ama şuurlu ve davasına sahip bir gençlik vardı. Belki bu gençlik yanlış yönlere kanalize edilmiş olabilir amma sonuçta vatanını seven, halkının refahını düşünen bir gençlik vardı.

Ama şimdiki gibi hovardalık peşinde, lüks peşinde, tüketim peşinde bir gençlik yoktu. 12 Eylül’ü aramıyorum ama 12 Eylül gençliğini arıyorum.

O zaman kavgalar vardı ama kavgaların yanında dostluklar da vardı.

Şimdi toplumsal olaylar arttı; kapkaççılık olsun, hırsızlık olsun, kadına ve çocuğa şiddet olsun, adam öldürme olsun vs. vs. hepsi arttı.

necdet_cevahir_resim5.jpgEvet, eskiden sütçümüz, yoğurtçumuz vardı. Onlardan aldığımız sütleri zevkle içerdik, yoğurtları da büyük bir iştahla kaşıklardık.

Çünkü o yoğurtlar katkısız ve saftı. Ekşirdi yoğurtlarımız o zaman, katkısız olduğu için. Sütlerimiz de çabuk bozulurdu, onlarda da katkı maddesi yoktu.

Hele ki Topçuoğlu yoğurtlarının lezzetini hiç unutamam. Sanki yeni yapılmış, taptaze yoğurttu. He bir de tepsilerde tartılarak satılan yoğurtlar yok mu? Onların kaymağını yemek için can atardık.

Ama şimdi..!

Sütlerimiz kutu içinde UHT yöntemiyle yapılıyor. Ne kadar sağlıklıysa.

Yoğurtlarımız da günlerce ekşimiyor, küf tutuyor. Sadece biz yoğurt yemiş oluyoruz, lezzet almadan.  

Bu evetler, çünküler ve şimdiler daha çoğalabilir.

Çok değil 32 yıl öncesinin filmi beni veya bizi nerelere götürdü.

Ne kadar değiştiğimizi anladık. Ne kadar asimile olduğumuz anladık.

O zamanlar paramız yoktu ama huzurumuz vardı.

O zamanlar teknolojimiz yoktu ama toplum sağlamdı.

O zamanlar kavgalarımız vardı ama küskünlüklerimiz yoktu.

O zamanlar büyüklere saygımız vardı ama şimdiki gibi büyüklerini tanımayan gençlerimiz yoktu.

Neler aktı bu köprünün altından neler..!

Seksenler…

Ne de güzeldi o zamanlar…

Tekrar o zamanlara elimde imkân olsa gitmek isterdim.

O zamanın onca imkânsızlığına ve olumsuzluğuna rağmen.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum