“Sen yanarsan, ben yanarsam, biz yanarsak!...” (2)

Bir önceki “Sen yanmazsan, ben yanmazsam…” başlıklı makaleye “yorum” yapan “okurlar”,  “Kısaca, eğer biz, elimizi taşın altına sokarsak, kendimize sahip çıkar, sorulacaklardan hesap sorarsak memleketin domuzu da, namussuzu da biter!” demişler, haklı olarak…

***

Biter!...

Doğrudur…

Elbette biter!...

Ama…

“Nazım’ı” dinlersek “biter”!...

“Fazıl’ı” dinlersek “biter”!

"ben yanmasam,
sen yanmasan,
biz yanmasak
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa”
Diyen “Nazım Hilmet’i” “dinlersek”!…

***

“Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur bizde gideriz
Kalır dudaklarda şarkımız bizim...”

Diyen “Necip Fazıl’ı” “anlarsak”!...

***

Ve sonra,  “Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur.” Diyen İsmet Paşa’ya “can kulağıyla” “kulak verirsek”!...

***

Ki; “çıkar” karanlıklar “aydınlığa”…

O zaman, “kalır” dudaklarda “şarkımız bizim”…

***

“Köylülere bakmaları için verdiği Fil’inin bakımından bezip, Hoca Nasrettin’i Timur’un kapısına gönderen, sonra da arkasından sıvışan ahali gibi” olacaksa, hiç olmazsa bir Fil’e bakarken bir anda kucağınızda bulacağınız dokuz Fil’i düşünüp “niyetlenmeyin” bile!...

***

“Timur’un kapısını çalan adam”, siz olsanız da olmasanız da, “korkmadan” “gözünü budaktan esirgemeden” o kapıyı her zaman çalar zaten!...
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.