Söğüt Dalından Düdük!..

Yine hâtıralar denizinde yüzüyor kayığım. Geçenlerde bunun üzerine düşündüm biraz.

Neden zaman zaman hâtıralar çağırır bizi koynuna?

Neden nostalji meltemi sarar her yanımızı?

Neden kendimizi orada daha güvende hissederiz?

Bu ve benzer sorular sordum. Kendimce bazı cevaplarımda oldu elbette.

Sıkılıp bunaldığımız demlerde yaşanmışlıklarımıza sığınmak istiyoruz.

Bu bana iyi geliyor çoğunlukla. Sizleri bilemem!..

Ara ara kaçıp saklanıyorum.

Kimseler de bulamıyor. Soranlar için kapıya bir not: Hatıralara gittim. Döneceğim.

Söğüt ağaçlarını severim. Neden mi? Çocukluk yıllarım onların altında geçti… Ondandır herhalde. Başka bir cevabım yok...

Biraz da Eset dedemin bana söğüt dalından düdük yapmasının etkisi olabilir. Bayılırdım dedemin düdük yapışını izlemeye.

Ama ailenin büyükleri hoşlanmazdı bundan. Sebebi malum!

Bu düdük ile sabahtan akşama kadar bir o yana bir bu yana koşar başlarını şişirirdim.

Dedem bana söğüt dalından sadece düdük değil aynı zamanda kaval da yapardı.

Bu daha zahmetli bir işti.

Bundan çıkan sese de bayılırdım.

Çocukluğumun en önemli eğlencesi ses çıkarabilen bu enstrümanlara sahip olabilmekti.

İşte dedem bunu söğüt dallarının ıslak olduğu dönemlerde büyük bir dikkatle yapıp beni sevindirirdi...

Dedem çakısını her zaman yanında taşırdı. Bu benim çok işime yarardı. Kendisi çakıyı daha çok meyve soymakta kullanırdı.

Dedem elmayı mutlaka bıçağıyla ve azami bir dikkat ile soyardı. Dışarıdan bakıldığında adeta bir sanat icra ettiğini sanabilirdiniz.

Bu soyma işlemini yaparken de, bana düdük veya kaval yaparken de hiç acele etmezdi.

Her zaman dikkatli idi. Özenerek yaptığını görürdüm.

Dedemin beğendiğim bu özelliği bana ne yazık ki sirayet etmedi.

Ben daha çok babamın telaşlı ve aceleci yapısına sahibim. Bazıları zaman zaman beni sinirleri alınmış bir adam gibi görse de… Belki farklı olarak kontrol ediyorumdur.

Evimizin arkasından geçen yolun hemen üstünde bir gölümüz vardı. Bahçe sulaması için burada su biriktirilirdi. Söğütlerimizde işte bu gölü çevrelerdi. Aile büyüklerimiz burada çok zaman geçirirlerdi. O nedenle de bu söğüdün gölgeliği ailemize yurt olmuştu. Pek çok insanı da ağırlardı.

Söğüt altı muhabbet hatırladığım kadarıyla muhteşemdi...

Altında demli çayın tadına varmak ise muhteşemdi…

Sanırım bu belleğimde önemli bir yer tuttu. Bundan olacak ki; bir dönem Radyo Çağ’da ‘Söğüt Gölgesi’ adıyla 30 dakikalık programlar yapmıştım.

Düdük çalamamıştım elbette ama o söğüt altı muhabbetlerini buraya taşımaya çalışmıştım.

Pek de keyifliydi doğrusu.

Dün gibi hatırlıyorum. Kişi çocukluğunda yaşadığı ve lezzetini aldığı kimi duyguları fark etmese bile daha sonra belli şekillerde ortaya çıkarıyor. Tekrar yaşıyor…

Bu güzel hâtıraların sînesine sığınıyor!

Havanın sıcak olduğu şu İstanbul gününde ofiste çalışmak biraz sıkıcı…

Bağdat caddesine bakıyorum penceremden, cıvıl cıvıl…

Hayat en güzel haliyle akıyor…

Bana ise yine hatıralara dönmek düştü…

Umarım sıkmamışımdır sizi…

Hepinize bahar tadından bir ömür diliyorum.

HABER NAME/ 31.03.2012 canbolatugur@gmail.com/ https://twitter.com/ugurcanbolathttps://www.facebook.com/iyibakkendine 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum