Sütçü Kızın Sütü

Hazreti Ömer, halifeliği zamânında, bir gece yarısı Medine’yi kolaçan ederken, sabaha karşı istemeden de olsa şöyle ilginç bir olaya şahitlik etti.

 Yaşlı bir kadının, kızına; “Süte su koy!” dediğini işitti. Genç kız; “Halife Ömer süte su katmayı yasakladı.” dedi.  Annesinin; “Ömer süte su kattığımızı nereden bilecek?” demesi üzerine genç kız; “O görmüyorsa da Allah görüyor.” diye cevap verdi. Halife Ömer, bu genç kızın dürüstlüğü ve imanı karşısında o kadar etkilenmişti ki, yaşlı kadına hiç bir şey demeden oradan ayrılarak, gecenin karanlığında kayboldu.

 Hazreti Ömer, bu hâdise üzerine o kızı araştırttı. Üç gün sonra, sütçü kızdan denemek maksadıyla süt aldırdığında, süte su katılmamış olduğunu tespit etti. Hz. Ömer, işte bu sütü temiz kızı, oğlu Asım’la evlendirdi... Asım ve sütçü kızın evliliklerinden Leyla adını verdikleri bir kız çocukları oldu. Leyla ise uzun yıllar sonra Emevi Halifelerinden Abdulmelik’in kardeşi ve Mısır Valisi Abdulaziz’le evlendi ve sütçü kızın kızı Leyla’nın, dünyaya getirdiği erkek bebeğe koyduğu isim de, Ömer’di.

 Adaleti, Acem Kralı Nuş-i Revan’dan daha az olmayan ve Medine’de kuru kemiğe yazdığı fermanla Mısır’da adaleti kat-i olarak sağlayabilen Ömer’in torunu Ömer.

 Ömer Bin Abdulaziz...

 Hicaz valisi olarak atandığında, Medine’nin ileri gelenlerine: ‘Ey kardeşlerim... Ben Haremeyn’in vâliliğine değil, hizmetçiliğine tâyin olundum.’ diyerek, Hakimül Harameyn kürkünü, Yavuz Sultan Selim’den 800 sene önce reddeden ve kendini Hadimül Harameyn’liğe adayan, İslamın hademesi Ömer..!

 Reyyâh bin Ubeyde tarafından anlatılan şu ibretlik kıssaya kulaklarımızı kabartıp, vicdanlarımızı açalım:

Ömer bin Abdülazîz hazretleri Medîne’de vâli iken, bir gün onu, koluna girdiği zayıf bir ihtiyarla birlikte gördüm. Bu ihtiyarın onun yanında böyle durmasına hayret ettim. Sonra Ömer bin Abdülazîz’in yanına gidip ona:

- ‘Allahü teâlâ sana iyilikler versin. Yanınızda ki elinizden tutan ihtiyar kimdi?’ dedim. Bunun üzerine bana:

- ‘Ey Reyyâh! Bu kardeşim Hızır aleyhisselâmdır. Bana ileride âdil bir idâreci olacağımı haber vermeye gelmiş.’ diyen, diyebilen Ömer...

 Medine Valiliği’nde gösterdiği adil yönetim üzerine, civar ülkelerden insanların oluk oluk, onun adalet şemsiyesi altına sığınmak için Medine’ye göç etmelerine sebebiyet veren Ömer..!

 Halifeliği zamanında kurtla kuzunun birlikte yayıldığı mütevatir olarak tespit edilmiş olan ve uzak diyarlarda, ölümü; kurtların kuzulara saldırmasından anlaşılan Ömer..!

 Uçsuz bucaksız İslam ülkesine halife olarak tayin edildiği, müteveffa selefi Halife Süleyman’ın fermanı açılınca ortaya çıktığında, hemen istifa etmeye kalkan ama umumi ısrarla hilafetin kendisine teslim edilmesi üzerine, çocuklarının sütüne haram karışmasın diye 50 bin altından oluşan servetini hazineye bağışlayan Ömer...

 Karısı Fatıma’ya da; ‘Eğer benimle birlikte yaşamak istersen ziynet ve mücevherlerini beytülmâle bırak. Zirâ onlar senin yanında iken ben seninle berâber olamam.’ Diyerek, çocuklarının sütünü koruyan, sütü temiz sütçünün, sütü temiz torunu Ömer..!

 İlk icraatı, cami minberlerinden Hz. Ali ve Ehli Beyte lanet edilmesi garabetini, bitirmek olan Ömer..!

 Çok çalıştırıldığına hükmettiği katıra, üç gün izin yazan Ömer..!

 Ömer bin Abdulaziz’in, ‘İnsanların en ahmağı kimdir?’ diye kendisine sorulduğunda, şöyle cevap verdiği rivayet edilir: “Ahiretini dünyâ için satan ahmaktır. Ahiretini, başkasının dünyâsı için satan daha da ahmaktır.”

 Dünya hayatı, Makam mevki ve mansıbatın hiç bir önemi olmadığını en güzel şekilde anlatan şu veciz sözlerde ona aittir:

 ‘Hazret-i Adem’den îtibâren, kendisine kadar gelmiş geçmiş bütün dedeleri ölüp gitmiş olan kimse de bir gün ölecektir... Siz seferdesiniz... Yüklerinizin bağlarını bu diyârın dışında bir yerde çözeceksiniz. Siz, üzerinden çağlar geçmiş bir kökün dallarısınız. Kökleri yok olup gitmiş bir dalın hayâtından ne çıkar?’

 Kendisini zehirleyen kölesine; ‘Ben sana bir fenâlık yapmadığım hâlde bu ihâneti bana niçin yaptın? Doğru söyle, seni affedeyim.’ deyince; köle, yaptığı bu çirkin hareketten çok pişman oldu ve ağlayarak:

 ‘Yâ Emir-el-müminîn! Bana bin altın vermek sûretiyle bu ihâneti yaptırdılar.” dedi. Halîfe altınları getirterek, devlet hazînesine gönderdi. Köleyi de affetti.

 Hasta yatağındayken, kayın birâderi Mesleme ibni Abdülmelik ziyâretine geldiğinde, Ömer bin Abdülazîz’in üzerinde bir gömlek vardı. Mesleme kız kardeşi Fâtıma’ya; “Emir-ül-müminînin elbisesini yıkayınız.” dedi. Daha sonra Mesleme tekrar geldiğinde, gömleğin yıkanmamış olduğunu görüp kardeşi Fâtıma’ya; ‘Ben size gömleği yıkayınız, demedim mi?’ deyince, iki buçuk yıllık hilâfetinin sonunda, yirmi beş yıl zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar halkın yaşam standartlarını yükselten halifenin eşinin verdiği cevap ibretliktir:Vallahi başka gömleği yok ki, onu giydirelim de, bunu yıkayalım.

 Ölüm yatağında kendisine, çocuklarına darül maldan pay bırakılması için, bir talimatı olup olmadığı sorulduğunda, çocuklarına dönerek: ‘Evlatlarım! İki ihtimâl var. Ya sizi zengin edeceğim ki; o takdirde babanız Cehennem’i boylayacak. Yâhut da fakir kalacaksınız; babanız Cennet’e gidecek. Babanızın Cennet’e girmesi şartıyla fakir kalmayı yâhut da, onun Cehennem’i boylaması şartıyla zengin olmayı tercih edin.’ diyordu...

 ‘Gezici Neslin’ gölgesinde, Asımın Nesli’nin; mutlak iktidara giden yolda karşılaşacağı imtihan sorularının, cevap kağıdında saklanmış şifreleri, bu metinde verilmeye çalışılmıştır. Pay sahiplerine; herkesin üzerine düşen hisseyi alması kaydı şartıyla, duyurulur..! Değilse duymalarına gerek yok!

 Bir kıssayla bitirelim, bin bir hisseyi, pay sahiplerine pay  edelim...

 Ömer bin Abdülazîz’in câriyesi yanına geldi. Selâm verdi ve namaz kılınan odaya geçti. İki rekat namaz kıldı. Sonra uyuya kaldı. Biraz sonra kalktı ve halîfeye, tuhaf bir rüyâ gördüğünü söyledi. Cariyesinin rüyasını merak eden Halîfe;

- Ne gördün anlat hele? dedi.

Câriye;

- ‘Rüyâda Cehennem’i gördüm. Cehennemlik olanların üzerine kükreyip duruyordu. Sonra Cehennem üzerinde Sırat köprüsü kuruldu. Abdülmelik bin Mervân geldi. Köprüye girdi. Bir kaç adım attı, sonra devam edemeyip Cehennem’e düştü. Sonra Velîd bin Abdülmelik geldi. O da devam edemeyip Cehennem’e düştü. Sonra Süleyman bin Abdülmelik geldi. O da aynı şekilde Cehennem’e düştü’ dedi.

Halîfe;

- ‘Devam et’ dedi.

Kadın;

- ‘Sonra da seni getirdiler.’ deyince, Ömer bin Abdülazîz derin bir ah çekti, düştü ve kendinden geçti.

Kadın, yüksek sesle;

-‘Vallahi senin selâmetle Sırat köprüsünü geçtiğini gördüm.’ dedi ise de; halîfe bunu işitmiyor, yerde çırpınıp duruyordu.

 NOT: Bu, bir yerel seçimler yazısıdır... Bu bir, yerel seçimler yazısına, hazırlık yazısıdır.. Mukaddimedir ve takdim olunmuştur. Özellikle, düşlerinde belediye başkanlığı görenlere ve bu makamlara oturacakları tayin etme yetkisini uhdesinde bulunduranlara hitaben yazılmıştır.

 E Mail : akpinartahsin@hotmail.com

Twitter: @akpinartahsin

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum