Üç Noktanın Söylediği

Bazı kitaplar, bazı yazılar, kimi insanlar öyle derin iz bırakır ki hafızanızda, yıllar geçer siz onları unutamazsınız. Unutmak istemezsiniz de.

Ahmet Turan Alkan’ın “Üç Noktanın Söylediği” kitabını, yayınlandığı aylarda okumuştum. O yıllarda AKRA FM’de hazırlayıp sunduğum gece programımda kitaptan bahsettim, kitaba adını veren kısa ama unutulmaz hikayeyi dinleyicilerle paylaştım.

Hatta bir programda dinleyicilere unutamadıkları çocukluk hatıralarını sormuştum. Genç bir dinleyicim babası ya da dedesinin askerlik yıllarından bir hatırayı anlatarak katılmıştı programa.

Asker, gönderdiği mektupların çevresine çarpı işaretleri ya da yıldızlar koyuyormuş. Onların ne anlam geldiğini ise izne geldiğinde anlatmış eşine. Bu hatıra ile A. Turan Alkan’ın yazısındaki hikayenin benzerliği dikkatimi çekmişti.

Yıllar geçti o hikaye, ilk günkü canlılığı ve okuduğumda hissettiğim güzel duygularla belleğimdeki özel yerini koruyor.

Bu sabah Bizim Radyo’dan Aysun Bilge’nin hazırlayıp sunduğu “Hayat Ağacı” programını dinlerken yıllar önceye gittim. Bilge, “Üç Noktanın Söylediği”ni anlattı. Bu güzel hikayeyi sizlerle de paylaşmanın vakti geldiğini düşündüm.

Neredeyse 24 saat siyaset konuşulan bu günlerde, 12 Haziran’da oyların hangi partilere verileceği vatandaşların tamamına yakını için artık belli. Siyaset konuşup siyaset dinlemekten yorulanlar için küçük bir parantez açıp A. Turan Alkan’ın kulaklarını çınlatalım;

 ...

“O, bunu biliyordu. Askere giderken eşiyle son kere yalnız kaldığında demişti ki, "Eve gönderdiğim her mektubun sonuna üç tane nokta koyacağım; üç tane nokta... O üç nokta senin içindir, anladın değil mi?"

Hiç anlaşılmaz mıydı? Eski askerliklerin uzun yıllarında, derbeder fasılalarla eve gönderilen her mektubun sonunda hep o üç nokta vardı.

Analar, babalar, teyzeler, amcalar, komşular ve tanıdıkları hatırlarının sorulmasına memnun oluyorlar, dualar gönderiyorlar ama mektubun sonundaki o üç noktaya hiç mi hiç dikkat etmiyorlardı.

"Üç nokta"nın muhattabı ise her defasında bir öncekinden leziz hasret ve aşk cümleleri okuyordu. Hiçbir edibin o güne kadar kaleme almaya muvaffak olamadığı güzellikteki aşk mektupları, üç noktanın içindeki daracık mekanda, her defasında ter-u taze sevgi kelimeleriyle uzun yolculuklar ediyor, günlerce kayınbabanın emekli cüzdanında, kayınvalidenin En'am cüzünün arasında bir muska ihtimamı ile gezdirildikten sonra lütuf kabilinden gelin hanıma da gösteriliyordu. Onun mektupta yazılanlara aldırış ettiği yoktu; son satırın sonundaki üç noktayı arıyor, buluyor, okuyor, taze havadisler ve mahrem sevgi sözlerini deşifre ediyor ve daima, o üç noktayı buğulanmış gözlerinden süzdüğü üç damla gözyaşı ile yıkıyordu.

Seneler, seneler sonra, bütün sözlerin mahremiyet yaşmağını yırtıp, üryan tekilliklere düştüğü bir gün, yüreğinın tam üzerinde sakladığı son mektubu çıkarıp sonundaki üç noktayı okşarcasına seyrederek sevgilisine şöyle demişti:

- Sahi Ahmet Bey, ne güzel mektuplar yazardın eskiden ?”

(Ahmet Turan Alkan, Üç Noktanın Söylediği)

gumuslale@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum