Üçüncü Dünya Savaşı, Türkiye’den Çıkabilir…

Üçüncü Dünya Savaşı, Türkiye’den Çıkabilir…

 

Elektronik Posta Kutuma bugün bir mektup düştü. Mektup bana bir tıp doktoru tarafından gönderilmiş. Mektupta bir Fransız gazetecinin bizim Türkiye’yi analiz etmiş yazısı yer alıyor.  

Le Monde adlı Fransız gazetede çıkan Guillaume Perrier imzalı yazı bana çok ilginç geldi. Tespitleri tam yerine oturmuş. Fransız yazar, yazısında Türkiye’nin iki gruba ayrıldığını ve grupların demokratikleşmeye nasıl baktığını, hangi grubun demokrasi istediğini, hangi grubun da darbe istediğini ve bunların sonucunda Türkiye’nin dünya üzerinde etkisini, eğer bir darbe olursa Rusya – İran – Türkiye bloğunun oluşacağını ve bloğun dünya çapında bir güç olacağını, Türkiye’deki bu çatlamanın dünyada da büyük bir çatlamaya sebep olacağını ve sonuçta üçüncü dünya savaşının çıkma ihtimalinin yüksek olduğunu çok güzel dile getirmiş.

İsterseniz lafı fazla uzatmadan bu dikkat çekici yazıyı sizinle paylaşayım;

Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Bu ülke korkutulduğu gibi ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşamadı. Daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren “kültürel” bölünme bu artık iyice keskinleşti.

Şimdi bir yanda ayakkabılarını sokak kapı önünde çıkaran, kadınları başı örtülü, erkekleri pijamayla da dışarı çıkabilen, erkek çocukları kahveye çıkan, kız çocukları tam bir baskı altında yaşayan, türkü ve arabesk arası bir müzikten hoşlanan, futbol izleyen, belki de hiç kitap okumamış, hiç dans etmemiş, hiç karı koca yemeğe gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, iyi eğitim almamış, dini inançları kuvvetli kalabalık bir kitle var.

Diğer yanda ise kız lisesi – kolej yelpazesinde eğitim görmüş, en azında bir düğün salonunda ya da kolej partisinde dans etmiş, sinemaya giden, çok fazla olmasa da kitap okuyan, müzik zevki pop şarkılarda, klasik müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızlarının flörtüne göz yuman, kadınları modern görünümlü, şarabın kalitesinden pek anlamasa da kadın, erkek bir arada içki içebilen, gazetelere bakabilen, magazin haberlerini izleyen, kendini birinci gruba kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da, Batı standartlarına yakın bir grup var.

Bu iki grubun yaşam tarzı birbirinden kopuk.

Onları Batı’daki sınıflar arasında ortak zevk alanları yaratan, kilise müziği, dini resimler, incilin sinemalara bile yansımış hikâyeleri gibi birleştirici kültürel zeminler yok. Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden çok farklı. Hatta birbirine düşmanca. Birinci grup Cumhuriyet boyunca horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış. Şimdi bu grup siyasal olarak örgütlendi. Kalabalıklar. Ve her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri var artık.

İkinci grup ise azınlıkta. Ve artık bir daha seçim kazanma ihtimalleri yok. Bu noktada da tarihi bir paradoks ortaya çıkıyor. Daha Batılı olan “ikinci grup” Batı’nın siyasi değerlerini kabul ederse bir daha asla iktidarı eline geçiremeyeceğini bildiği için gitgide Batı’ya ve Batı’nın demokratik değerlerine düşman oluyor. Yaşam tarzı olarak Batı’ya düşman olan kesim ise iktidarı ancak Batı’nın kriterlerini kabul ederek ele geçirebileceğini bildiği için Batı’yla ilişkileri geliştirmek ve demokrasi kabullenmek istiyor.

Bu kültürel parçalanmada “ordu” önemli bir role sahip. Eğer, birinci grubu desteklerlerse ve demokrasisi burada kabul görürse, ordu da iktidarını kaybedecek. Aslında birinci grubundan çocuklarından oluşan ordu, kendi iktidarını sürdürebilmek için, kendisine benzemeyen ikinci grupla işbirliği yapıyor. Bir anlamda kendi köklerine ihanet ediyor.

Bu iki grup siyasi iktidar için son kez çarpışmak üzere hareketlenmiş gözüküyor. Birinci grup ekonomik olarak da güçlü artık, Anadolu’da üretim yapıyor “devletle” arası iyi olmadığı için malını dış dünyaya satıyor. Para kazanıyor. Siyasi örgütünü destekliyor.

İkinci grup ise parasal olarak da kuvvetli değil artık. Mevcut iktidarın da baskısıyla giderek ekonomik kazanımlarını kaybediyor.

Dış dünya ile iş yapan, dışarıdan borçlanan büyük burjuvazi, Türkiye’nin ancak demokrasiyle normalleşebileceğine inanan, entelektüel kesim devletin yapısının değişmesi ve dünya ile bütünleşmesi gerektiğini düşünen bir grup bürokrat birince grubun destekçileri, yargı, ordu bürokrasinin önemli bir kısmı ikinci grubun arkasında.

İkinci grup siyasetle, demokrasiyle iktidarı elinde tutmasının mümkün olmadığını kavradığından şimdi siyaset ve demokrasi dışında bir çözümün peşinde. Cumhurbaşkanı seçimi kavganın keskinliğini ve iki tarafın niyetlerini açıkça ortaya koydu. Ordu destekli ikinci grup artık seçim de istemiyor. Ve darbe söylentileri gittikçe artıyor, cuntalardan söz ediliyor, darbe olursa ne olur?

Yaşam tarzı Batı’ya daha yakın olan grup ordu ile birlikte iktidara gelir ve Batı’nın desteğini kaybeder. Avrupa buna kesinlikle karşı çıkar. Amerika her zamanki pragmatizmiyle, Kuzey Irak ve Ortadoğu politikalarını desteklemesi karşılığında darbeyi kabullenebilir aslında. Ama Amerika’nın önünde de ciddi bir engel var. “Demokrasi getireceğim” diye Irak’ı işgal eden bir ülke dünyaya ve kendi kamuoyuna Türkiye’deki “darbeyi” niye desteklediğin açıklayamaz. Ve Irak faciasından sonra ikinci bir “zorlamayı” gerçekleştirecek gücü yok. İstese de istemese de darbeye karşı çıkacak.

Silahını ve parasını Batı’dan alan bir ordu ve ülke, Batı’dan koptuğunda ne yapacak? Sanırım uzun zamandır bunu düşünüyorlar ve korkarım bunun cevabını buldular. Türkiye’de de darbe olursa, tarihte bu zamana kadar hiç gerçekleşmemiş yeni bir oluşumla karşılaşacak dünya.

Türkiye olası bir darbeden sonra Rusya ve İran’la ortaklık kurmak isteyecek, silahı, enerjiyi ve parayı bu iki ülkeden alacak. Rusya ile İran’ın elindeki doğalgaz, petrol ve nükleer güç, Türkiye’yi ayakta tutmaya yeter. Ama Rusya – Türkiye – İran bloku dünyanın bütün dengelerini değiştirir. Ortadoğu’nun kontrolünü tümüyle ele geçirir. Avrupa’yı küçük kıtasına hapseder. Kafkaslar’ı, Afganistan’ı, Pakistan’ı kendi gücüne kadar. Müslüman dünya ile yakın bir ilişki kurar. Petrol kaynaklarına egemen olur. Çin’le işbirliği yapabilir. Bu gelişme, Avrupa, Amerika ve biraz da Japonya’dan oluşan “Batı” nın dünyadaki etkinliğini inanılmaz bir biçimde azaltır. Yeni blok asker enerji ve para açısından da çok güçlenir. Böylece, Türkiye’deki çatlama dünyada da büyük çatlamaya yol açar.

Eğer üçüncü dünya savaşı çıkacaksa, sanırım bu çatlamadan çıkar. “Asla böyle bir şey olmaz” diyebilirsiniz… Niye olmayacağına dair elinizde çok kuvvetli veriler varsa söyleyin. Ama, ya olursa… Ki bana çok mümkün geliyor.

O zaman ne yapacaksınız?

Bugün Türkiye’de kamplaşan ve bölünen insanların da… Türkiye’yi Avrupa dışına itmeye çalışan, eski bir imparatorluk olmanın bir yanıyla çok görkemli, bir yanıyla çok zayıf mirasına sahip olan bir ülkeye küstahça davranan, işbirliği yerine “başöğretmenlik” yapmaya kalkan Avrupa’nın da… Türkiye politikasında “ikili” oynayıp, kurnazlık ettiğini sanan Amerika’nın da… Bu senaryoyu bir düşünmesini isterim doğrusu.

Türkiye’de yaklaştığı görülen kanlı bir çatışmanın bütün dünyayı yakması sandığınız kadar uzak bir ihtimal değil.

Hiç unutmayın ki ilk dünya savaşı tek bir tabancının patlamasıyla başladı.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum