Prof. İhsan IŞIK

Prof. İhsan IŞIK

Yeni Hedef Mi?

Türkiye’nin Afrika ve Asya ülkeleri gibi "yabanci tarla" anlaşmalari için hedef haline gelmesinin bir takım çağrışımları vardır. Bir kere bu zirai anlaşmalarda özel sermaye şirketleri çok aktiftir. Bu tür yatırımcılar, iyi işletilmediğini düşündükleri şirketleri satın alırlar, hemen eski yönetimi tasfiye ederler ve kendi profesyonel yöneticilerini yerleştirirler. Bu girişimlerin başarışı, potansiyeli olan, ama verimsiz çalıştırılan işletmeleri adam etmek ve piyasa değerlerini artırmaktır.

Anlaşılan, uluslararası yatırımcılar bizim zirai işletmelerimizde ciddi bir verimsizlik görmektedir. Zirai işletmelerimizin çok küçük ve ölçek ekonomisinden yoksun olmaları büyük bir handikaptır. Bölüne bölüne arazilerimiz saksı haline gelmiştir. Sermayesizlik yüzünden, tarlalarımız ve zirai işletmelerimiz “kara düzeni” aşıp profesyonelleşememiştir.

Batıda bir kasaba büyüklüğündeki arazileri şirketler ekip biçmektedir. Bu dev çiftliklerde, mühendisler, meteroloji uzmanları, çevreciler, ekonomistler, pazarlamacılar, araştırmacılar, danışmanlar ve profesyonel yöneticiler çalışmaktadır. Bizim çiftçilerimizin durumu, bir bakkalının Carrefour’la rekabet etmesine benzemektedir.

Büyüklerle başetmenin bir yolu tarlaların toplulaştırılmasıdır. Çorum’un Mecitözü ilçesine bağlı Fakıahmet köyünde böyle bir model denemesi vardır. Hem de içten yanmalı. Vizyoner bir kaç girişimci köylerini profesyonel bir işletmeye dönüştürmeye çalışmaktadır.

Bu sistemde, köylüler, tarlalarını sermaye olarak yatıracak, “köy şirketine” ortak olacaklar. Sahibi oldukları şirkette işçi olarak çalışırken, hem maaş hem de kar payı alabilecekler. Sağlık sigortaları ve sosyal güvenceleri olacak. Profesyonel bir yönetimle tarımı modern teçhizatla yapabilecek, araştırma/geliştirmeye yatırım yapabilecek, ek sermaye ve krediye erişebilecek, alımlarda ve satımlarda pazarlık gücü elde edebilecek ve verimliliklerini artırabilecekler.

Zaten köylerimizi bu tür profosyonel “zirai şirketlere” dönüştüremezsek, topraklarımızı ya yerli ya da yabancı iri girişimcilere bırakmak zorunda kalacağız. Çitçilerimizin büyük oyuncularla etkin rekabet edebilmeleri, ya da onlarla güçlü pazarlık yapabilmeleri için, Fakıahmet modelini özendirmemiz ve desteklememiz şart [yoksa, yabancı sermaye ile pazarlıklarda “memurların” umuduna kalacağız].

Birleşmiş Milletlerin bir diğer çekincesi ev sahibi ülkelerin kamu malları diye özel mülkleri yabancılara satması veya kiralamasıdır. Hazine arazisi adı verilen topraklar bir çok ülkede bir kaç nesildir köylüler tarafından işletilmektedir. Bu topraklardan genelde kadastro geçmediğinden, köylülerin resmi bir tapusu yoktur ve bu araziler kağıt üzerinde boş gözükmektedir.

Harvard Üniversitesi’nden ünlü antropolog Nur Yalman’a göre, ülkemizde geçmişte uygulanan agir vergiler yüzünden doğuda bir çok arazi, köylüler tarafından olduğundan küçük gösterilmiştir [Bölgedeki şaibeli ağalık sistemi, nüfuzlu ailelerin bu tartışmalı arazileri cebir ve hileyle mülkiyetlerine geçirmesiyle doğmuştur. Yalman, yaptığı alan çalışmalarında, doğudaki bir çok çatışmanın ve kan davasının arkasında bu tür tartışmalı arazilerin yattığını göstermiştir].

Aslında, boş denen hazine arazileri bir çok ülkede köylüler tarafından ya hayvanların otlatılması ya da dinlenme alanı olarak da kullanılmaktadır. Bu yüzden, yabancı yatırımcılar için tahsis edilecek arazilerin mülkiyet yapısı önem arzetmektedir. Şeffaf, dengeli ve adil bir kontrat ortamı için tartışmalı arazilerin çözüme kavuşturulması şart gözüküyor.

Sonuç olarak, kalıcı, emektar, helal sermaye yerli olsun yabancı olsun saygındır. Oynak, güvenilmez, spekülatif sermaye ise sıkıntıdır. Küresel kriz 170 trilyon dolarlık finans sektörünün fahiş karlar peşinde, 50 trilyon dolarlık üretim sektörü üzerindeki spekülasyonlarından doğmuştur.

Muazzam miktarlarda fiktif ve reel mali kaynaklara hükmeden mali kurumlar, arz ve talep dengelerini bozup, ilkönce borsa balonunu, daha sonra da emtia ve konut balonlarını şişirmişlerdir. Son zamanlarda, özel sermaye fonlarının tarım arazilerine yöneldiği görülmektedir. 2009 başında, bu fonlar zirai yatırımlar için dünya çapında 2.5 milyar dolar para toplamıştır.

Acaba, gidecek yer bulamayan spekülatif sermaye, şimdi de fakirin ekmeğine mi göz dikti? Türkiye’nin kumar oynamaya değil de, gerçekten iş yapmaya gelen dost ve kalıcı sermayeye ihtiyacı var. Yapılan anlaşmaları bu çerçevede değerlendirmek gerekir.

Yabancı tarlalarda beraber ekin ekmeye evet, ama balon şişirmeye, ekmekle oynamaya hayır. Zira, ekmek demire kağıda benzemez, çarpar sonra…

Not: Bu analiz UPenn'den Serdar Ozkan'la beraber kaleme alinmistir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum