Zor günlerden geçiyor

Conrad Black'ın adını hatırlar mısınız? Bu sütunu sürekli izleyenlerdenseniz hatırlamanız lâzım. Bir değil (“Ne oldum dememeli...”, 19 Ocak 2007) tam iki (“Ne olacağım demeli...”, 20 Ocak 2007) Kulis yazmıştım kendisiyle ilgili...

Bu bir 'fikri takip' yazısı, bu yüzden de şimdi yazacağımı Türkiye ile ve güncel bir konuyla ilintilendirmeyiniz lütfen...

Conrad Black Kanadalı bir işadamıydı; gazete işine merak salıp 1970'li yıllarda Kanada ve ABD'de yüzlerce küçük yayın organını satın aldı. 1980 ve 1990'lar büyüme yılları oldu onun için; özellikle İngiltere'de etkili basın organlarını satın aldı ve kurduğu 'Hollinger Medya Grubu' ile dünya patronlar ligine girdi.

Kanada'da medyanın yüzde 60'ını elinde bulunduran Black, İngiltere'de Telegraph ve İsrail'de Jerusalem Post gazetelerini de portföyüne katarak, 2000'li yılların başında, 'dünyanın 3. büyük medya patronu' unvanını kazanmıştı bile...

İngiltere'yle ve Kraliyet Ailesi'yle arası o kadar yakındı ki, Kraliçe 2. Elizabeth, kendisini 'Lord Black of Crossharbour' adıyla Lordlar Kamarası'na üye olarak atadı; Conrad Black'ın bu unvanı kabul etmesi için Kanada vatandaşlığını bırakması gerekiyordu, o da bıraktı...

'Dünya seçkinler kulübü' sayılan bütün önemli kuruluşların içinde de yer alıyordu Conrad Black...

Hollinger'in yönetim kurulu bir ünlüler meşheriydi. Henry Kissinger, Margaret Thatcher, Richard Perle, büyükelçiler Richard Burt ve Robert Strauss... Herbiri ayda bir kez katılıp 25 bin doları cebe attıkları yönetim kurulunda Black'ın parlak fikirlerini dinlerlerdi. Fransa'nın eski cumhurbaşkanı Valéry Giscard d'Estaign, İsrail'in eski cumhurbaşkanı Chaim Herzog, NATO'nun eski genel sekreteri Lord Carrington, Fiat başkanı Gianni Angelli, Zbigniew Brzezinski, ünlü gazeteciler William Buckley ve George Will de...

Böylesine büyük bir medya baronu için düşünülemez sayılan âkıbet Conrad Black'ın başına geldi: Amerikan vergi yasalarına aykırı davrandığı için Hollinger Medya Grubu aleyhine açılan davalar sonucu hem sıfırı tüketti, hem de 6,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bir yıldır bir Florida Cezaevi'nde hapis yatıyor. Öğrenildiğine göre, bu bir yılı, diğer mahpusları eğiterek, okuyup yazarak ve her zaman içinde ukde kalmış piyano çalma arzusuna cevap vermek üzere müzik dersleri alarak değerlendiriyormuş...

Yanlış anlamamanız için buraya bir kez daha kaydedeyim: Olayı şimdi hatırlamamın sebebi hiçbir biçimde bizim ülkemizde meydana gelmekte olan gelişmeler değil; Conrad Black dün, yani 13 Mart 2009 günü, avukatlarının 'davanın yeniden görülmesi için' başvurduğu Yüksek Mahkeme'nin kararını bekliyordu.

Çoğuyla yolları geçmişte kesişmiş olmasına rağmen Yüksek Mahkeme yargıçlarının lehinde bir karara varması, hatta dilekçesini gündeme alması ihtimalini hayli zayıf görüyor davayı yakından takip edenler...

Hollinger hisse senetleri borsada işlem gören bir şirketti ve Black battığı zaman 6,1 milyar dolar da buharlaştı. Batışı getiren hisse senedi sahiplerinin şu basit sorusu oldu: “Hollinger'in değeri borsada dibe vururken Conrad Black'ın kendisi nasıl oluyor da daha zenginleşebiliyor?”

Kanada ve İngiltere'de sistem üzerine gitmekte yavaş davrandı, ancak bu tür suçlara karşı hassas ABD'de cezai takibat gecikmedi. Yargılayan mahkemenin jürisi Black'ı mahkum etmede tereddüt geçirmedi.

Bir hukukçu, “Black sonuna kadar 'Ben masumum' diye bağırıp çağıracağına, şirketlerinin kasasını kendi cebi görerek yaptığı usulsüzlükleri en baştan üstlense ve bedelini ödeyeceğini o zaman açıklasa bunların hiçbiri başına gelmeyebilirdi” görüşünde.

Eğer Yüksek Mahkeme beklendiği gibi bugün başvurusunu reddederse önünde başka bir seçenek yok Black'ın: 6,5 yıllık cezasının yüzde 85'ini cezaevinde geçirecek... Bu da 2013 yılına kadar içeride kalması demek...

Kocaman malikânelerinde ağırladığı dünya sosyetesi, ceplerine para koyduğu eski politikacı ve bürokratlar, 'seçkinler kulübü' sayılan örgütlerden dostları kendisini çoktan dışladılar; kimi yakın dostu “Onu şöyle böyle tanırdım zaten” diyerek araya mesafe koyuyor. Yanında çalışanların büyük bir bölümü batan şirketlerden alacaklarını kendisinden tahsil edebilmek için eski patronlarıyla davalı...

Kendisini sürekli “Dayan patron, kazanacağız” diye yanlışa sevkeden yönetici kademeden bazıları mahkemede aleyhine tanıklık etti.

“En sadık kişi, eşi Barbara Amiel çıktı; halbuki kendisini en çabuk terk edecek o görünüyordu” diyenler var. Barbara Amiel eşinin sahibi olduğu gazetelerde köşe yazıları yazıyor ve verdiği şaşaalı partileriyle tanınıyordu.

Bakalım kendisinden bir daha ne zaman bahsederim?


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.