Bakalım CHP'yi gaza getirebilecek miyiz?

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın TRT'nin 'Enine Boyuna' programında söyledikleri önemli. Zamanlaması önemli, tespitleri önemli, verdiği sözler önemli...

Dediği ezcümle şu: Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin (MGSB) 'gizli anayasa' durumundan çıkarılması, askerlere savaş durumu dışında da kentlerde yönetimi ele alma hakkı veren EMASYA Protokolü ve darbeci zihniyetin 'darbe gerekçesi' saydığı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi üzerinde yürütülen çalışmalar kısa sürede sona erdirilecek...

Türkiye'yi dışarıdan bakanların gözünde 'demokrasi-özürlü' kılan, içeride de istikrarını yaralayan hususlar söz verildiği üzere değişikliğe tâbi tutulursa bundan hepimiz yarar göreceğiz. En fazla da, iktidar yolunu kısaltmak için 'kestirme' yöntemleri hatırlatan bazı sivillerin tasallutu altında kalan askerler rahatlayacak...

Şu sıralarda herkesin ilgisi darbelerle medya ilişkisi üzerinde yoğunlaşıyor; öyle bir ilişki elbette var: Medya demokrasiye sahip çıksa darbecilerin hevesleri her zaman kursaklarında kalacaktır. Ancak, darbe heveslilerini teşvik etmede, "Daha ne duruyorsunuz?" demede medyanın önünde giden 'çıkar grupları' da az değil. 12 Eylül (1980) darbesini yapan Kenan Evren, anılarında, kapısını çalan bu tiplerden bolca bahseder.

Askerlerin kapısına darbe kışkırtıcılığı yapmak için yığılan tipler, 'iç düşman' kavramı gibi, '35. madde' gibi, son yıllarda da EMASYA Protokolü gibi 'yasal çerçeveyi' hatırlatıp duruyorlar...

Hiç başka bir sebeple olmasa dahi, kestirme yolları yeğleyen sivillerin asker kapısından el etek çekmesi için, varolan yasal çerçevenin elden geçirilmesi gerekiyor...

Başbakan Erdoğan'ın böyle netameli bir konuda tek başına hareket etmeye kalkışma öncesinde 'uzlaşma' zemini arama niyeti de yerinde. Sonuçta 'asker-sivil ilişkileri' demokratik bir çerçeveye kavuşacaksa bu bütün partileri ilgilendirir. Geçmişte iktidar olan partiler bizdeki yanlış ilişki tarzından az mı çekti? Derdini anlatmak için gazetecilerle 'sessiz sinema' oynayan başbakanlar görmedik mi?

Yine de gerçek biraz farklı.

EMASYA Protokolünü sona erdirmek için tek taraflı bir irade beyanı yeterli; Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı'nı beklemeden kendisi de protokolü tek taraflı iptal edebilir. Aksi halde, protokolü, İçişleri Bakanlığı'nın bir beyanıyla iptal veya makul içeriğe kavuşturulmuş yeni bir metinle değiştirme yoluna gidilebilir.

MGSB'ni bütünüyle stratejik bir hüviyete büründürerek iç politik kavgalarda başka yerlere çekilebilecek unsurlardan temizlemek ise bütünüyle hükümetin görevi; bunu gerçekleştirmek için başka partilerin kapısını çalmaya ihtiyacı yok.

Geriye kalıyor TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi... 'Uzlaşma' herhalde bu madde için aranacak; hem de Ak Parti Meclis'te kanun çıkaracak veya değiştirecek çoğunluğa sahip olduğu halde...

Güzel, ama bu konuda zaten bir 'uzlaşma' yok mu?

Arşivi açın bakın; CHP lideri Deniz Baykal'ın, "TBMM'deki 'Milli Egemenlik ve Siyaset' sempozyumunda, Ak Parti'ye seslenerek, darbelere dayanak yapılan TSK İç Hizmet Yasası'nın 35. maddesi için, 'Getirin o maddeyi değiştirelim' dediği" sempozyumun ertesi günü tarihli (20 Nisan 2004) Hürriyet gazetesine tam da bu giriş cümlesiyle manşet olmuştu.

Hatta CHP, 1993 yılında hazırladığı anayasa değişikliği metninde, 'asker-sivil ilişkileri'nde bir başka rahatsızlık kaynağı olan Anayasa'nın 145. maddesini kaldırmayı da öngörüyordu.

Şimdiki CHP'liler eski demokrat dönemlerini hatırlamak istemiyor, ama bin kere hatırlatsak yeri var.

Önceki ve Sonraki Yazılar