Ben de 28 Şubat'a Müdahil Olmak İstiyorum‏

 

Yıl 1996 – 1997.

Türk ordusunda 18 ay askerlik yaptığım dönem.

Askerliğimin acemi birliği Kütahya’da, usta birliği ise Kilis’te idi.

Acemi birliğinde Cezaevi Jandarmasının eğitimini almıştım.

Kütahya’da elli küsur gün kaldım.

Soğuktan çok zorlandım.

Öyle bir soğuk ki, dışarıda parmaklarımız birbirine yaklaşmıyordu.

Kulaklarımızın derisi kabuk bağlamış, soğuktan ten rengimiz kararmaya başlamıştı.

Bu elli küsur gün boyunca dışarıyla doğru dürüst irtibatımız yoktu.

Ama dışarıda bir şeyler olduğunu sezebiliyorduk.

Eğitim dönemi kısa olduğundan bizi sürekli eğitime tabii tutuyorlardı.

Karlar neredeyse belimize kadar geliyordu.

Ama bu soğukta ben ve bazı arkadaşlarımız namazlarımızı kaçırmıyorduk.

Her türlü zorluğa rağmen kılıyorduk.

Kimi zaman kar üzerinde namaz kılıyorduk, bazen kar ile abdest aldığımız oluyordu.

Hiç unutmam taburda bir damla su akmıyordu.

Abdest alıp öğle namazı kılacağız ama su yoktu.

Çıktım takım komutanın karşısına;

- Komutanım! Namaz kılacağız abdest almaya su yok, dedim. Komutan bana hafif bir tebessümle bakarak;

-  Git çay ocağına, benim selamımı söyle size su versinler, dedi. Gittik çay ocağına bir ibrik su aldık. O havada biz soğuk suya bile razı iken Mevla bize sıcak su ikram etmişti. Demek ki istemesini bilmek gerektir.

Bir mescidimiz vardı taburda.

Gecekonduvari bir mescid.

Mihrabı çok güzeldi, Kütahya çinileriyle bezenmişti.

Duvarlarında çeşitli hat örneklerinden tablolar vardı.

Beyaz üstüne yeşil renklerle süslenmiş takkelerimiz, turkuaz renkli tesbihlerimiz, rahlelerimiz ve Kur’an-ı Kerim de vardım escidimizde.

Mescidin tam ortasına büyük bir odun sobası kurulmuştu.

Mescide gelir gelmez o sobanın etrafına üşüşür, ellerimizi ve ayaklarımızı ısıtmaya çalışırdık.

Sabah kalkış saatimiz 5.30’du ama bazı arkadaşlarla yarım saat öncesinden kalkar, o mescide gider topluca sabah namazımızı eda ederdik.

Bir de sivil hayatta imam – hatiplik yapan Erzurumlu bir hocamız vardı. Namazları o kıldırırdı.

Bir sabah mescide geldiğimizde acayip bir şeyler olduğunu anladık.

Duvarlardaki tablolar sökülmüştü.

28_subat_250x250cutout.jpgTakkelerimiz, tesbihlerimiz, rahlelerimiz, Kur’an-ı Kerimlerimiz alınmıştı.

Evet, dışarıda durumlar çok kötüydü.

Tamamen irtibatımız kesikti ama bize bu yapılanlardan sonra askeri bir istibdat dönemine girdiğimizi anlamıştık.

Kütahya’dan sonra usta birliği için Kilis’e gitmiştim.

Aslında cezaevi eğitimi gördüğüm için cezaevine gitmem gerekirken beni alayda bırakmışlardı.

Alaydaki Karargâh bölüğünün yazıcısı olmuştum.

Kilis’te tam 15 ayım geçmişti.

Kilis eski kaçakçılık merkezi olan bir yermiş ama bizim zamanımızda kaçaklık pek yok gibiydi.

Ayrıca Kilis henüz yeni vilayet olmuştu.

Alay Komutanımız Albay Ahmet Avcı çiçeği, böceği, resepsiyonu, davetleri seven biriydi.

Nerede bir çiçek görse alayın bahçesine diktirirdi. Onun sayesinde alay binasının çevre düzenlenmesi çok güzel olmuştu.

Bir de Alay binasının kuzey yamacına bakan yere ufacık bir Mehmetçik Ormanı yaptırmıştı.

Vali Güner Özmenile Albay Ahmet Avcı’nın arası çok iyi olduğundan birbirlerine davet verirlerdi. Birkaç kez de bizim alayda yemek daveti verilmişti sayın valiye.

Alaydaki astsubaylar ve binbaşı devlet memuru gibi çalışırlardı. Akşam beşten sonra nöbetçi astsubay kalır, diğer astsubaylar ve binbaşı giderdi.

Saat beşten sonra nöbetçi astsubayın odasında lojmanda kalan astsubaylar ve binbaşı toplanır kâğıt oyunu oynarlardı.

Hiç unutamam ve şu an bile gözümün önünde; nöbetçi astsubayın odasındaki masanın üstünde bulunan Türk bayrağı, kâğıt oyunu oynamak için yere bırakılmıştı.

Şanlı Türk Ordusu’nun şerefli astsubayları uğruna kan döktüğü, göklerde dalgalanması için uğrunda ne şehidler verdiği bayrak yerlerdeydi.

Belki bazı okurlarım bu yazdıklarıma inanmayacaklar ama ne yazık ki bu olaya bizzat şahit oldum.

Nedensen içimizdeki JİTEM bunları görmezdi ama adam avlamak, boş işlerle uğraşmak için çaba sarf ederdi.

Ayrıca bununla da kalınmazdı. Astsubaylar evleri taşınacağı zaman eşyalarını askere taşıtırdı, kimi zaman da çocuklarını askeriyeye ait minibüsle okula bıraktırırdı.

Amaç askeriyenin içindeki bazı kişilerin egolarının tatmini ve Türk halkının askerden soğumasını sağlamaktı.

Alayda benim muhafazakâr biri olduğumu tüm asker arkadaşlar ve komutanlar biliyordu. Namaz konusunda ufak tefek sıkıntılarım olsa da Mevlamın yardımıyla kılıyordum hiç aksatmadan.

Ama dışarıda da durumlar hiç iyi değildi.

Rahmetli Erbakanaskerle arasını düzeltmek için, ordudaki herkese müthiş bir zam yapmıştı. Hatta o zaman bazı askerler Erbakan’a dua ediyorlardı.

Bu arada Bölge Jandarma Komutanlığından bir emir gelmiş ve tüm önemli noktalarda çalışan askerlerin güvenlik soruşturması yapılacaktı. Yani bir çeşit fişleme işi.

Tüm bu askerlerin bağlı bulunduğu il veya ilçe Jandarma Komutanlığına bir yazı yazılmıştı. Orada ilgili askerle ilgili soruşturma yapılacaktı.

Benim de soruşturmam yapılmış ve tutanakta benim için akla hayale gelmeyecek şeyler yazılıydı. Fotokopisini çektiğim tutanakta şu ifadeler yer alıyordu;

Gizli ve gizlilik derecesi yerlerde çalıştırılacağından hakkında güvenlik soruşturmasının yapılması istenen Görele İlçesi Şahinyuva Köyünden Azmi oğlu, 1971 d.lu Cezmi Koç’un yapılan araştırma ve soruşturmasında; şahsı köy muhitinin sevmediği, tarikatçı olduğu, Tarikat işlerini köyde ve İstanbul’da yaptığı, çeşitli davranışlarının olduğu, köy muhtarı olan Orhan Genç’in beyanından anlaşılmış olup, şahsın şu an İstanbul’da ikamet ettiğinden o yer güvenlik kuvvetincede hakkında araştırma yapılmasının uygun olacağı, tespiti ile iş bu tutanak tarafımızdan tanzimle imza altına alındı. 20.12.1996

Bayram AKGÜN                   Fikret ÖZKUL           Orhan GENÇ

Uzm. J. Çvş.                           Uzm. J. Çvş.                Şahinyuva Köy Muhtarı

(imzalı)                                   (imzalı)                         (imzalı)

Not : Tutanaktaki ifadeler aynen yazılmıştır.

tutanak.jpg

İşte onurumla 18 ayımı bu orduya feda etmiştim lakin ordu beni karalamıştı. Neyin gericiliğini yapmıştım ya da hangi hareketlerim tutarsızdı.

Şimdi buradan tüm savcılara sesleniyorum;

Ben onurumla 18 ay askerlik yaptım. Herhangi bir ceza almadım. Buna rağmen komutanlarımdan takdir almışken beni karalayan ve tutarsız olduğumu söyleyen kişilerden davacıyım ve 28 Şubat’a da müdahil olmak istiyorum.

Onun için manevi haklarımın iade edilmesini de savcılarımdan arz ve talep ediyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum