Fatma Ç. KABADAYI

Fatma Ç. KABADAYI

BİR ÇUVAL İNCİR

“Kız Filiz! Elin işte gözün oynaşta… Gözlerini oymayım senin! Topla şu incirleri hadi gayri akşam oldu.”

 

Annesi Ahmet’le bakıştığını gördükçe kızıyordu Filiz’e. İncir toplamaktan beli de tutmuyordu artık; her yanı ağrıyordu ya sabretmekten başka çaresi de yoktu. Bu gece yine rüyasında incir toplayacaktı bu gidişle.

 

“Üç kuruş yevmiye için geliyoruz, şu saate kadar çalıştırıyorlar!” diye söylendi Filiz’in kız kardeşi. O da zevkle gelmiyordu bu işe. Anası yine sürüye sürüye getirmişti bu sabah.

 

Filiz konuşulanları duymazdan geliyor,arada sevdiği gençle bakışıyor göz göze geldiğinde inciri sepete değil yere bıraktığında onun gülümsemesiyle toparlanıyordu.

 

Ah ne yakışıklı biriydi şu Ahmet. Gür saçlarını arkaya taradı mı daha da yakışıklı oluyordu ömrü uzun olasıca.Zayıf bedenini ağaca yaslamış, ağzındaki buğday sapıyla oyalanıyor, Filiz’den de gözünü ayıramıyordu. Arada derin bir of çekiyor içinden de “Alacağım kız seni, vallahi alacağım!” diyerek yeminler ediyordu kendisine.

 

Varlıklı olmasının dışında köyde en çok saygı duyulan ailelerden de birinin oğluydu.Köylünün topraklarından daha çoktu toprakları. Her gün otuza yakın işçi çalıştırırlardı. Hele temmuz ayında incir bahçelerinde adım atacak yer olmaz, yirmi lira karşılığında sabahtan akşama kadar çalışanlarla dolup taşardı.

 

Ne var ki Filiz’in babası inat etmiş kızını Ahmet’e vermeye razı olmamıştı. Ali Beye göre kızı için en münasip olanı Kara İzzet’in oğlu Cabir’di.Davul bile dengi dengineydi. Kızını alacaklar, sonra da varlıklarıyla onu ezmeye çalışacaklardı belki de. Aslında Ali bey hanımını da kızlarını da bunların yevmiyeli işine yollamazdı ya büyük baş hayvanın borcunun bir an önce ödenmesi gerekiyordu.

 

“Kız önüne bak dedim, olgun olmayanları şu sepete ayır, laf duymayalım akşam akşam…”

 

Filiz duymuyordu. Kendisine gözünü hiç ayırmadan bakan Ahmet’e incir toplarken bile cilve yapıyordu.

 

Güzel kızdı Filiz. İncecik bedenine giydiği beyaz puanlı siyah eteği de pek yakışmıştı doğrusu.Geçen hafta annesinin diktiği bu etekle incir toplamaya gelinmezdi ya Ahmet için süsleniyordu O zaten.Ah ne vardı razı olsaydı babası. Köyün en güzel düğününü kendine yapardı Ahmet’in ailesi. Her gece bunun hayaliyle uyuyordu Filiz. Gelinliğini bile düşünmüştü duvağına kadar.

 

“Ben sepeti boşatayım,” diyerek kucakladı sepeti.

 

Sepetler pikabın yanındaki incir kasalarına boşaltılıyor, kaslar doldukça da pikapla boşaltılıp geliniyordu.

 

Filiz Ahmet’in yanından geçerken gözlerini yere indirdi. Ahmet de hemen bir sepet alıp arkasından yürümeye başlamıştı. Önünden giden kızın saçları bir o yana bir bu yana sallandıkça Ahmet derin nefesler alıyor, Filiz de arkasından gelen Ahmet’in ayak seslerinden kalbinin durmaması için dualar ediyordu.

 

Sepeti yere bırakan Filiz’e boş kasa uzatan Ahmet sordu;

 

“Yoruldun mu?”

“Yooo…”

“Hadi yalancı, yanakların al al olmuş!”

 

Filiz ses çıkarmadı. İnciri boşaltıp sepetini aldı.

 

“Akşam buluşalım mı kız?”

“Delirdin mi?”

 

İşte O sırada bir çığlık koptu. Ardından Filiz’in kardeşinin sesi duyuldu. Bağırıp duruyordu;

“Anneeeeeee….”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum