Canımın Şekeri

Can katmalı insan hayata… Tatlandırmalı.

Bunun için önce kendisi tatlanmalı.

Arının çiçeklerde öz aldığı gibi insan ruhu da kendini tamamlamak için aynı gayreti göstermelidir.

İrfan bahçelerinden aldığı özlerle kendi can özünü tamamlamalıdır.

Canına can katmalıdır. Onu mânen diri kılmalıdır. Şenlendirmelidir. Gözelerinin açılmasını sağlamalıdır. Rahmet damlalarını bu gözelere alabilmelidir.

O gözelerde içine aldığı rahmetin sevda özünü içinde işlemeli, hazmetmelidir. Buradan özün özü olan aşkı üretebilmelidir.

Bunu başaranlar can şekeri gibi olurlar.

Çevrelerine tat verirler. Lezzet katarlar.

Nazarları cezbedici olur. Bakışı insanlara huzur verir. Kişiye kendisini iyi hissettirir.

Can şekeri olan kişilerin dilleri de ballanır. Kelimeler can şekerinin tadını alır. İşte o zaman mânâ kazanır. Söyleyene de, söylene de anlam katar. Zenginleştirir.

Can şekeri olan insanlar düğüm çözerler. Düğüm atmazlar, atılan düğümleri maharetle çözerler. İncitmeden yaparlar bunu. Kırmadan, dökmeden…

Bu inceliği, bu hassas terazi davranışını gören insanlar zaman zaman şaşırabilir, hayret edebilirler. Bu meselenin halli bu kadar kolay mıydı diye düşünebilirler.

Belki biraz şurada yanılıyor olabiliriz.

Konun halledilmesi, ihtilafların giderilmesi can şekeri insanların diliyle kolaylıkla çözülmüştür. Başkaları müdahale etse iyi niyetli bile olunsa yumak daha fazla dolanır karmaşık hâle gelebilirlerdi. Bu doğru elbette… Ancak acaba o can kendini can şekeri kıvamına getirinceye kadar nerelerde nefeslendi?

Hangi fazilet derelerinden su içti?

Hangi dost sofralarında iftar açtı?

Hangi yürek açan ve yakan sözlere muhatap oldu?

Hangi nazarlara uğradı?

Hangi yüzleri temaşa etti?

Hangi parmaklara dokundu?

Hangi eller tarafından sırtı sıvazlandı?

Hangi geceler, gecenin karanlığından sabahın aydınlığına şükürle bağlandı?

Kısacası hangi kazanlarda kaynadı? Benlik duygusunu nasıl buharlaştırdı, kendini damıttı, özleştirdi?

İşte tüm bu gayretler, çileler sonucunda hırslardan, hayatı yük hâline getiren duyguların tortularından kurtularak can şekeri olabiliyor.

Kendini tanımak için bu kişiler ne çok imbiklerden geçiyor. Ruh ayazları yaşıyor. Direnme gücü kazanıyor. Aşk güneşinde kavrulup nefessiz kalıyor. Kendine ait sandığı ne varsa terk ediyor.

Sonra kendisiyle barışıyor. Hakikatini buluyor.

Ardından varlıkları tanıyor. Düşman gördüğü şeylerin perde arkası bilgilerine vâkıf oluyor. Kendi içinden düşmanlıkları kovmayı başardığında aslında bir düşman olmadığını anlıyor. Onların birer vehimden, silüetten ibaret olduğu kanaatine varıyor. Onların birer kendi nefs heyülası olduğunu idrak ediyor. Büyük gördüklerinin gerçekte büyük olmadığını onların kendi zihin dünyasının ürettiği kartondan canavarlar olduğu fikrine ulaşıyor.

Bunları başardığında kendiyle barışıyor. Sonrasında varlıkların evrende nasıl bir dekor ve neyin dekoru olduğunu buluyor. Onlarla ünsiyet kuruyor, yakınlaşıyor. Aynı varlık ailesinin bir ferdi olduğunun şuuruna eriyor. Adavetin yersiz olduğu noktasına geliyor.

Tüm bunlar kendisini özel ve önemli görmekten vazgeçmesini sağlıyor. Empati yeteneğini geliştiriyor. Hayata donuyor.

Önce kendi özüne can oluyor. Sonra da diğerlerine…

Kendine can olan başkalarına da can şekeri olabiliyor. Onların hayatına anlam katıyor. Aranılan kişi oluyor. Yokluğu fark ediliyor, buna tahammül edilemiyor. Onsuz canlar şekersiz kalıyor.

Zenginim bu konuda.

Can şekeri olan dostlarıma sıkı sarılıyorum. Sımsıkı...

Hayatıma onlarla değer katıyorum. Anlam zenginliği sağlıyorum. Kıymetlerini biliyorum. Nimet olduklarını, özel bir nimet olduklarını unutmuyorum. Bunun şükür istediğinin de farkındayım.

Ve şükrediyorum.

Can şekeri dostlarınız, yârenleriniz olduğunda bu lezzet sizde de açığa çıkıyor, can buluyor. Üzerinize siniveriyor.

Onlar gibi bakmaya, onlar gibi kalbe dokunmaya başlıyorsunuz. Farkında olmasanız da…

Sözleriniz canlanıyor. Bakışlarınız anlam katmanlarında yükselmeye başlıyor. Farklı bir koku yayılmaya başlıyor çevrenize. Kendine çeken bir koku!

Bunu sizden bilenler olmuyor mu kimi zaman? Elbette oluyor!

O zaman da bu tat benden değil diyorsunuz. Kaynağa işaret ediyorsunuz.

Benim can şekerim var diyorsunuz. Kendime can şekeri katıyorum. Bu aydınlık, bu baki nur ondan bana yansıma diyorsunuz. “Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir”diyorsunuz. Yine  Efendimsin cihânda i'tibârım varsa sendendir”diyorsunuz. Can şekerinize atıfta bulunuyorsunuz.

Sizi can şekeri olarak görüp hissedenlere siz de kendi kaynağınızdan bir maşrapa şerbet sunuyorsunuz. Mis gibi. Havza ile tanıştırıyorsunuz yani.

Ne diyorduk efendim?

Can şekeri! Evet can şekeri.

Kişinin can şekerlerinin olması ne güzel…

Onlara katışması, bir olması ne saadet!

Hayata tat katanlarla tatlanmak ne büyük baht…

Bazen şöyle diyorum dostlarıma: Çayımın değil, canımın şekerisin sen!

Size de öneririm. Çekinmeyin söyleyin.

İnanın size de can şekerlerinize de iyi gelecek. Zor değil söylemek.

Canımın şekerisin sen!

24.12.2012 canbolatugur@gmail.com/https://twitter.com/ugurcanbolat https://www.facebook.com/iyibakkendine

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum