Dil değiştiği için yabancılaşmıyoruz

“Dil değiştiği için yabancılaşmıyoruz, yabancılaştığımız için dil değişiyor.”

 

Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof.Dr. Erdoğan Boz ile Türk Dili'nin sorunlarını habername.com için görüştük.

Erdoğan Hocam, Türk Dili ve Edebiyatına emek ve gönül vermiş bir bilim adamı olarak sizinle Türk Dili’nin sorunlarını konuşmak istedik.
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Türkçe benim ses bayrağım”  dediği dilimize sizce yeterince özeniyor muyuz? Türkçesi olduğu halde yabancı kaynaklı kelimeleri bu kadar yaygın kullanmamız ne kadar doğru? Burada orta yol nedir? Peyami Safa “karşılığı bulunabilecek bir yabancı kelimeyi Türk lügatine sokmak Türkçenin kendi kaynaklarıyla zenginleşmesi ve tekâmül etmesi kabiliyetini bıçaklamaktır.” derken, başka bir sefer “Aşırı yabancı kelime düşmanlığı nasıl bir dil taassubu ise, Türkçe karşılığı bulunan veya bulunabilecek olan yabancı kelime hayranlığı da züppeliktir. Zaten bu memleket ne çekmiş ve çekiyorsa softa ve züppe kafası yüzünden çekmiyor mu?” tespitini yapıyor. Siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ÜLKEMİZİN TEMEL SORUNLARINDAN BİRİ DE “AYDIN TEMBELLİĞİ’DİR.

Ülkemizin temel sorunlarından biri de ‘aydın tembelliği’dir. Aydınlarımız temel konularda belli birikimden yola çıkarak çok şey söyleyebiliyorlar ancak bu söylenenlerin çoğu ya tekrar ya da hafif şeyler. Aydınımızın bu tutumu maalesef ‘dil’ konusunda da geçerli. Bu konuda düşünmeyen, kafa yormayan veya belli ideolojik saplantılarla hareket eden bir yapımız var. Hal böyle olunca sağlıklı bir zeminimiz olmuyor. Dolayısıyla üç beş kelime etrafında dönen kısır çatışmalardan öte bir şey yapılamıyor.

Prof.Dr. Erdoğan Boz Uluslararası Tatar Türkçesi Bilgi Şöleninde (12/13 Ekim 2009)

Hocam, kültür kaynaklarımızla irtibatımız dil devrimi ile ciddi bir kesintiye uğramıştı. Süleymaniye Kütüphanesi gibi Osmanlıca binlerce eserin bulunduğu pek çok kütüphane artık sıradan okuyuculara hitap etmiyor. Bunu kabullendik ama şimdi başka bir sorunla daha karşı karşıyayız. Mesela benim kütüphanemde Ulus Gazetesi'nin 1937 de yayınladığı Alexis Carrel’in Bilinmeyen İnsan isimli bir kitabı var. Kitap Türkçe olduğu halde sözlükle bile zor okuyabiliyorum. Dilimizin 50 senede bu kadar eskimesini nasıl yorumlayacağız? Osmanlıca kitaplardan sonra Cumhuriyet devrinin ilk yıllarına ait eserler de sadece araştırmacılara mı hitap edecek? Bu böyle devam edip gidecek mi?

"GERİ KALMIŞLIK BİR BÜTÜNDÜR, PARÇALANAMAZ"

Önemli bir noktaya temas etmeliyim. Değişen yalnızca dil değildir. Kültürel değerlerimiz son yüz yıldır hızla değişiyor. Dil bu değerlerden sadece biri. Örneğin yemek kültürümüz, oturup kalkmamız ve ev dekorasyonumuz da değişen değerlerimiz arasında. Bu durumda dilin değişmemiş olması beklenemez. Kısacası her şey değişirken dil de değişir. Belki bundan sonra şunu tartışabiliriz: ‘Bu değişmeden neler kazandık neler kaybettik?’. Dildeki değişim bizi acıtıyorsa mimarideki ve yemek kültürümüzdeki değişim de bizi acıtmalıdır. Önemli birinin dediği gibi ‘Geri kalmışlık bir bütündür, parçalanamaz.’ Bu durumda bütün değişimlere ortak çare aramak durumundayız.

Hocam bir de yabancı dilde eğitim problemi var. Yabancı dil eğitimi belki bir zorunluluk ama yabancı dilde eğitim öyle mi? Bu konuda ne düşünüyorsunuz, Fransızların dillerini korumak için yasa çıkarttıklarını düşünürsek, üniversitelerimizde tüm derslerin mesela İngilizce verildiği bölümler için neler düşünüyorsunuz?

Bugün İngilizce'nin dünya dili olduğunu kabul ediyoruz. Tabii bu başka bir şey. Ana dilindeki eğitimin önemini hatırlatmaya gerek yok. Biz bunu ana sütünün insanın fiziksel gelişimindeki önemiyle eşdeğer görüyoruz. Ülkemizde yabancı dille eğitim eski bir sorun, Osmanlı’ya kadar dayanıyor. Hatta Osmanlı’nın son döneminde yabancı dille eğitim yapan okulların sayısı 100’ü geçmiştir. Bugün daha farklı bir durumla karşı karşıyayız, dün bir tür misyoner faaliyeti olan bu yabancı okullar yerine bugün kendi elimizle kurduğumuz üniversitelerde yabancı dille eğitim yapmaktayız. Bunun birçok nedeni var; siyasal, ekonomik, kültürel vs…

Hocam bir de tabelalar problemimiz var. Bugün küçük bir Anadolu şehrinde bile sokakta yürürken işyerlerinin tabelalarına baktığımızda tam bir yabancı sözcük hastalığı görüyoruz. “Neredeyiz” diye soracak düzeyde yabancılaşma görüntüsü hakkında neler söylemek istersiniz?

YABANCILAŞMA BİR KERE BAŞLADI MI ARTIK ONU DİZGİNLEYEMEZSİNİZ

Bu da kafaların ve gönüllerin yabancılaşma ile ilgili bir sorundur. Dikkat edin, dil değiştiği için yabancılaşmıyoruz, yabancılaştığımız için dil değişiyor. Dili yabancılaştıran insandır, insanın yabancılaşması ise önce beyinde başlar. Yabancılaşma bir kere başladı mı da artık onu dizginleyemezsiniz, kendini her yerde göstermeye başlar. Tabelalar bunun önemli bir göstergesidir.

Hocam son olarak şunu sormak istiyorum. Adriyatik’ten Çin’e büyük bir Türk coğrafyasından bahsediyoruz. 200 milyondan çok Türkçe konuşan insandan… Mesleğiniz gereği pek çok ülkeye seyahatler yaptığınızı biliyoruz. Biz gerçekten böylesi büyük bir aile miyiz? Türkçe tüm bu coğrafyada bizim yaşadığımız sorunları yaşıyor mu?

Büyük bir millet olduğumuzda kuşku yok. Asıl sorun bunun gereğini yapamamakta. Elimizdeki imkânlar çok önemli, büyük bir coğrafya, uzun bir geçmiş ve sayısız ortak değer… Bunları kullanamıyorsak sorun bizdedir. Ancak ben ümitvarım, gelecekte her şey çok güzel olacak. Herkesin işini en iyi yapması koşuluyla yarınlar bizim olabilecektir.

Prof.Dr. Erdoğan BOZ Kimdir?

21.02.1962 tarihinde Eskişehir’de doğdu. İlk, orta, lise öğrenimlerini doğduğu şehirde tamamladı.

1985 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. İzmit ve Diyarbakır’da lise ve ortaokullarda öğretmenlik yaptı.

Diyarbakır Dicle Üniversitesi’nde “Çüngüş ve Çermik Yöresi Ağzı” konulu tezi ile yüksek lisansını tamamladı. 1993 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. 1996 yılında İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Hakiki Divanı” konulu tezini savunarak doktorasını tamamladı. 1997 yılında Yardımcı Doçent olarak göreve başladığı Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi'nde 2003 yılında Doçent unvanını aldı.  

2008 yılında Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi’ne geçerek Profesör unvanını aldı. Halen aynı üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı ve Yunus Emre Araştırma Merkezi Müdürü olarak akademik hayatına devam etmektedir.

Erdoğan Boz evli ve üç çocuk babasıdır.

unalsade@mynet.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum