Duygunuz mahkûmdur!

Yeni bir yazı vesilesiyle 11 yıl önceki bir Dipsiz Kuyu'yu yeniden okurken yeniden afalladım.
O yazıdan bir bölümü geçen pazar aktardım ama, o kadarcığı içime sinmedi.
Şimdi esastan sorayım:
Sayın hakim, sayın mahkeme heyeti, o karardaki o ifadeler sizin içinize sinmiş miydi?
Şimdi neredesiniz bilmiyorum ama, vicdanınız huzur buldu mu?
1. Kadının kocası Albay'dı.
2. Kadının kocası öldürüldü.
3. Resmi açıklama "teröristler" idi.
4. Kadın çok şeyden kuşkulandı.
5. Kadın kuşkularını yüksek sesle dile getirdi, hakikatin peşine düştü.
6. Bunun üzerine, kadının, kocası öldürülmeden önce bir "boşanma dilekçesi" verdiği "ortaya çıkarıldı."
7. Yetmedi; kadının "Şark hizmetinde kocasını yalnız bıraktığı" hemen ispatlandı.
8. Devlet ve askeriye içinden birileri, kocasının ölümündeki hakikatin bulunması yerine, o hakikatin peşine düşmüş kadını itibarsızlaştırmak için "haber ve dedikodu" üretip yazdırttılar.
9. Kadın, kocasının öldürülmesinden dolayı, iki kızları adına da "manevi tazminat" talebinde bulundu.
10. Ve bu talep karşısında mahkeme karar verdi.
Belki bir, iki yazı yazdık ama o facia üstünde muhtemelen yeterince duramadık.
Kadınların özellikle, ayaklanması gerekirdi; şahit olamadık.
Mahkeme şuna hükmetti:
1. Boşanma girişiminde bulunmuş, kocasının Şark hizmetine katılmamış, demek ki kocasının öldürülmesinden acı filan duymaz: "Objektif yönden salt eş statüsü ve sıfatını taşısa dahi, eşin ölümünden dolayı manevi tazminata esas alınabilecek acı ve elem duymasından söz edilemeyeceği."
2. Zaten boşanmak istiyordu, henüz boşanmamışlardı ama işte kocası öldürüldü, kadının da istediği oldu: "Boşanma davası sonunda ulaşmak istediği sonucu, eşin şehit olması nedeniyle elde ettiği".
11 yıl önce bunun üstüne yazı yazmışın, isyan etmişim, ama "mahkeme kararı"nı eleştirmemişim usulen.
Kibar yazmışım!
Şimdi, 11 yıl sonra "Yuh" diyesim geliyor.
Bir mahkeme heyeti düşünün.
Hakimler sabah eşleriyle, çocuklarıyla vedalaşmış, kürsüye gelmiş.
Önlerinde, eşi kuşkulu biçimde şehit olmuş bir kadının talebi var.
Reddetmek lazım; redde gerekçe lazım.
"Gerekçe"...
Kadın zaten kocasını sevmiyordu. O yüzden, çocuklarının babası öldürülünce hiç üzülmemiştir, acı duymamıştır...
Kadın zaten boşanmak istiyordu. Onca yıllık kocası, çocuklarının babası öldürülünce işte amacına ulaştı... denip bulunuyor.
O hakimlerin eşleri onlara bu konuda bir şey dedi mi acaba?
Kendi çocukları böyle bir kararı duydu mu, bunca yıl bir saniye üstüne düşündü mü?
O hakimler, Allah uzun ömür versin, hayatta iseler, o geceler rahat uyudu mu?
Şimdi neredeler, ne düşünürler, hukuktan, haktan ne anladılar, ne anlıyorlar, vicdanları ne durumda acaba?
İnsanların suçlarını değil, duygularını mahkum edebilen Sayın Heyet...
Bir diyeceğiniz var mı!
Önceki ve Sonraki Yazılar