İslâm Taklit Kabul Etmez

İslâm Taklit Kabul Etmez

  

Köşemde daha önce Noel kutlamalarıyla ilgili olarak uyarı niteliğinde yazılar yazmıştım.

Yazmış olduğum “Marka Müslümanlara Mutlu Noeller” ve “Noel Hutbesi” yazılarımla, böyle bir kutlamanın İslâm’ın ruhuyla örtüşmediği gibi, bizim örf ve adetlerimizle de ilgisinin bulunmadığını belirtmiştim.

Sadece ben değil, birazcık mürekkep yalamış, tarihinden ve kültüründen habersiz olmayan bütün fikir ve kalem  erbabı bunu söylüyor, yazıyor veya başka yolla ifade ediyor.

Biz ne kadar söylesek de, yazsak da içimizden değerlerine yabancılaşmış  bazı kardeşlerimiz yine bildiğini okuyup komik yılbaşı kutlamalarının figüranı olacaklar.

Ne diyelim?

Allah affetsin.

Bu kez ben uyarı türünden bir yazı yazmayacağım.

Bu yazıda taklitçi zihniyetteki vatandaşlarımızı iğnelemeye çalışacağım.

Malumunuz, İslâm kemale ermiş bir dindir.

Allah Teâlâ bunu Kur’an’da ifade etmektedir.

Maide süresinin üçüncü ayetinde “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı beğendim.” buyruluyor.Bu ayette, dünya üzerinde geçerli dinin yalnızca İslâm dini olduğu ifade edilmektedir.

Allahu Teâlâ artık İslâm dininden başka bir dinin gelmeyeceğini, İslâm dininden başka bir dini kabul etmeyeceğini de Ali İmran süresi seksenbeşinci ayetinde beyan buyurmuştur:

“Kim İslâm dininden başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır.”

Kısacası ““Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imran:19) ve İslâm en mükemmel, diğer dinlerden, felsefi düşüncelerden ve inançlardan çok üstün bir hayat nizamıdır.

Biliriz ki, mükemmeller taklit edilir, güçlüler zayıfları taklit etmezler.

Eğer biz İslâm’ı mükemmel din kabul ediyorsak buna alternatifler aramak gafillikten öte bir anlam taşımaz.

Bazı kişilere sorsanız İslâm’ı mükemmel bir din kabul ettiklerini söylerler ama alternatif kutlamalara tevessül ediyorlar.

Bunların başında da Noel kutlamalarına alternatif olsun diye Miladi takvime göre 31 Aralık’ta düzenlenen Mekke’nin fethi kutlamaları geliyor.

İşin garibi bu kutlamaları yaparak başka bir dinin takvimini kabullenmiş ve ona göre hareket etmiş oluyorsunuz.

Aslında Mekke’nin fethi olsun, Miladi yılbaşı olsun, Hz. İsa Efendimizin doğumu olsun bunların tarihleri konusunda üzerinde görüş birliği sağlanmış bir tarih yoktur.

Hicri yılbaşının ne zamandan başladığı konusunda Mustafa Armağan şunları ifade etmektedir:

"Hz. Ömer’in halifeliği zamanında (Bu arada Hicretin üzerinden 17 yıl geçmiştir) Yemen Valisi Ebu Musa el-Eş’arî ile aralarındaki mektuplaşma sırasında bir mektubun üzerinde tarih olarak yalnızca “Şaban” yazıldığı için yılını tespitte ihtilaf çıkmış ve artık bir takvim yapılması gerektiğine karar verilmiştir.

İyi ama bu takvim hangi yıldan başlamalıdır? Efendimiz’in doğum günü tam olarak tespit edilememiş olduğundan takvimin başlangıcı olarak alınamamıştır. Bir başkası, onun vefat tarihini kabul etmeyi teklif etmişse de hazin ve kederli bir gün olduğu için ondan da vazgeçilmiştir. Sonunda, İslâm’ın yayılması ve yükselmesinin ilk büyük adımı olduğu için Hicret, başlangıç tarihi olarak alınmıştır Hicrî takvime. Yine de işin bu kısmının nispeten kolay halledildiğini söyleyebiliriz. Asıl zorluk, hiç tahmin edilmeyen bir noktadan, Hicret tarihinin Arap yılının başlangıç ayı olan Muharrem’e (bizim Ocak’ı hatırlayın) endekslenme gayretinden çıkmıştır. Çünkü Hicret hadisesi, Rebiülevvel ayının 12′sinde sonuçlanmıştır (Kuba’ya varış) ve Muharrem ayının 1′i ile arasında tam 2 ay, 12 gün fark vardır. Bu durumda o yıl esas alınmak şartıyla takvimde 2,5 ay kadar geriye gidilmiş ve Hicri takvim o yılın Muharrem’inin 1′inden itibaren başlatılmıştır. Şaşırtıcı da olsa, Hicrî takvimimizin Hicretten önceki bir tarihten başladığını itiraf etmemiz gerekiyor.

Mekke’nin fethi kaynaklarda Hicri 8. yılda ve 20 Ramazan’da geçiyor. Asım Köksal Hocamızın araştırmasında da 13 Ramazan olarak görmekteyiz.

Bu tarihleri Miladiye çevirdiğimiz zaman 6 Ocak veya 11 Ocak 630 tarihleri karşımıza çıkmaktadır.

Görüldüğü gibi tüm tarihlerde ihtilaf var.

En başta böyle alternatif bulanlara sormak gerekir;

Mekke’nin fethi cidden 31 Aralık mıdır?

İslâm’ın alternatif aramasına gerek var mıdır?

Siz diyorsanız ki, "O gece gençler eğlenmesin böyle bir geceyi Mekke’nin fethi ruhuyla kutlayalım", o durumda da büyüklerimizin o gece için tavsiyelerine kulak vermiyorsunuz demektir.

Büyüklerimizin bize öğrettiği o gece sıradan bir gece gibi hareket edip hiçbir kutlamaya onay vermeden erkenden yatmaktır.

Çünkü o gece bizim için vur patlasın çal oynasın kabilinde bir gece değil hiçbir özelliği olmayan sıradan bir gecedir.

Bizim için olağan bir gecenin ne surette olursa olsun alternatifi olamaz.

Biz tamamlanmış, en güzel ve en mükemmel bir dinin mensuplarıyız.

Başka dinlerin gün ve gecelerine alternatif arayacağımıza, kendi gün ve gecelerimizin farkına varalım.

Aksi halde başka din inanç mensuplarını taklit etmekten "maymuna döner", onların günlerine alternatif aramaktan kendi özümüzü kaybederiz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum