Prof. Dr. Şahin UÇAR

Prof. Dr. Şahin UÇAR

TARİH NEDİR?

TARİH NEDİR? İbn-i Haldun üstadımızın deyişi ile tarihi anlamak hususunda alimler ile cahiller müsavidir. Zira, tarih kelimesinin basit ve zâhirî anlamı geçmiş zamanlardaki olayların hikayesinden ibarettir. Böyle münferit, “unique” eşsiz, benzersiz, kendi zamanına mahsus hususi şartların mahsulü bir olaylar yığını hakkındaki bilgimiz sınırlı da olsa geniş de olsa farketmez. Çünkü, böyle bir olaylar kaosunun bir düzenliliği, prensibi olmadığı için anlamı da yoktur. Bâtınî analmı itibari ile ise, İbn-i Haldun’un tabiriyle tarih, olmakta olan şeylerin (kâinatın) sebepleri hakkında bir “tahkik”dir (meselenin hakikatini araştırma) ve bu işin mebadisi (başlangıç ilkeleri) gayet amikdir (derindir). İbn-i Haldun, olan şeylerin (kâinatın) derken tarihî olayları kasdetmiş olabilir, ancak biz bâtınî anlamı ile tarihi, kâinatın sebepleri ve mebadisi şeklindeki arapça ifadeyi aynen muhafaza etmek suretiyle, yalnızca beşerî tarihi değil tabiat tarihini de ihtiva edecek şekilde, bütün bilinen olayların tarihi diye anlama temayülümüzü de aksettirmek istedik.

Malum olduğu ve İbn-i Haldun üstadımızın da işaret ettiği üzere, tarihin zahiri mânâsı geçmişte kalan beşerî olayların hikayesinden ibarettir. Ancak biz tarih kelimesinin etimolojik (kelime kökü itibariyle lugattaki) anlamını tercih ediyoruz. İbranice “verrehe” (hilali görmek) kelimesinden gelen tarih kelimesinin lugat anlamı, ay takvimi itibariyle hadiselerin takviminin tesbiti, yani kronolojik olarak hadiselerin tesbit ve kaydı analmına gelir. Yunanca “istoria” kelimesinden türeyen Batı dillerindeki tarih kelimesi de aynı anlama gelir. Ancak, Toynbee, kelimenin Yunanca İon lehçesinde gerçekleri araştırma ve inceleme mânâsına geldiğini söylüyor. Velhasıl Eski Yunan’da istoria, “olaylara dair bilgi” olarak anlaşılmıştır. Derler ki, kelimeler üzerinde fazla ısrar etmek ukalâlıktır. Ancak, tarih kelimesinin bu lugat anlamı bütün felsefe tarihi boyunca, tarihi anlamak bakımından, filozofların münakaşalarına sebep olmuştur. Çünkü tarihin, ferdî ve hususî hal ve olaylara dair bilgi diye anlaşılan zâhirî mânâsı, bu mevzuun theoria faaliyetine yani teorik açıklamaya müsait olmaması şeklinde değerlendirilmiştir. Aristo’dan başlayarak pek çok filozof bu analmı yüzünden tarihi küçümsemiş ve İbn-i Haldun’un da işaret ettiği üzere anlaşılmaz ve esasen anlamsız bir hadiseler yığını olarak telakki etmişlerdir. Doğan özlem’in Tarih Felsefesi isimli eserinde bu münakaşaların mükemmel bir dökümantasyonu yapılmış bulunmaktadır. Bu sebeple, tarihin kelime anlamı dolayısıyla, mevzuu bakımından, kelime kökünden çıkan bu münakaşaları tekrar etmek istemiyoruz. (Gereksiz veya önemsiz olduğu için değil sözü çok uzatacağı, dallanıp budaklandıracağı için). Şimdilik bu theroia ve istoria (teori ve tarih) zıddiyeti için D. Özlem’in kitabını tavsiye etmekle iktifa ediyoruz.

Ancak, tarih, kelime anlamı itibariyle olayların kaydı ise, ve beşrî tarih gibi bir de tabiat tarihi bulunduğunu da nazarı itibare alırsak, bize göre tarih geçmişteki vaki olmuş olanların, ancaka “geçmişte kalan bütün hadiselerin” kayıtlarıdır. Şüphesiz, bu anlamda ele alındığı takdirde bilinen herşey, yani bütün beşerî bilgi, tarih alanına girmiş oluyor. Elbette böyle bir sınırsızlık bir disiplin için uygun bir hal değil. Ne var ki, tarihçiler genellikle beşerî tarihe dair olayları yazmakla ve incelemekle uğraştıklarını düşünmekle beraber, gerçek, tarihçilerin sandığı kadar basit değil. Çünkü her ne kadar bir tarihçi, tarihî olayları anlatırken, kendi dünya görüşünden, kozmogoni ve metafizik anlayışından, ilahiyat meselelerinden doğan oryantasyon (kaza, kader ve insanın mesuliyeti) anlayışından, velhasıl kendisini insan yapan ve insanî ilgileri alanına giren herşeyden bahsetmese de, bütün bunlar onun yazdığı veya anlattığı tarihin her cümlesine tesir etmekte ve tarih rü’yetini biçimlendirmektedir. Bu hiçbir tarihçinin kaçınamayacağı bir husustur. Geçmişe dair son derece tarafsız bir rapor biçiminde kaleme alınmış eserler yok değil. Ve gerçekte, şuurlu bir biçimde tarih felsefesi yapmaktan kaçındığı takdirde, tarihçi için ideal anlatım bu olmalıdır dahi denebilir. Sözgelişi Taberi, tarihinde tarihî rivayetleri yalnızca nakletmekle iktifa eder. Meselâ, aynı kronolojik tarzda yazılmış, The Timetables of History (Tarihi Zaman Tabloları) kitabı da öyledir. Ancak bu tarzdaki kronolojik annal’lerin (yıllıkların) modern anlamda bir tarih sayılıp sayılmaması bir yana bırakılsa bile, bu eserlerin dahi geçmişi, tarafsız bir dökümantasyon, geçmiş olayların bir raporu biçiminde ele almaları yalnızca zahiren mümkündür. Biz beşerî tarihte olanları yorumsuz anlatırken dahi, geçmişi anlatmakla iktifa etmiyoruz ve edemeyiz. Çünkü geçmişteki bilinen her şeyi anlatmıyoruz (zaten böyle bir şey pratikte mümkün de değildir). Bildiklerimiz içinden, tarihî bakımdan anlatılması gerektiğine inandığımız, kendi tarih anlayışımıza göre önemli saydığımız, olayları anlatıyoruz. Tarihçi, tarihi bir elekten geçirir; eler ve yalnızca kalburüstü saydığı olayları yazar. Ne var ki bu gerçekten var sayabileceğimiz standart bir elek değildir, sadece onu kullanan tarihçinin zihninde mevcut olduğundan, bu kalburun deliklerinin büyüklüğü de tarihçiden tarihçiye değişir.

Devam Edecek

www.sahinucar.com.tr sitesinden alıntılanmıştır

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.