Yandaşlık kör eder

Ak Parti'nin öndegelen isimlerinden biri, kısa süre önce, “Bu romanı mutlaka okumalısın” dedi koltuğunun altında tuttuğu kitabı göstererek... Salman Rushdie olayından ağzım yandığı için, “Allah'ın kızları” provokatif adını taşıyan romana biraz soğuk davranmayı sürdürdüm.

Nedim Gürsel'in romanı hakkında, yayını üzerinden neredeyse altı ay geçtikten sonra, Cumhuriyet Savcılığı soruşturma açtı. Gerekçe “Halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerlere hakaret ve aşağılama suçu” işlendiği...

Hürriyet'in bir yazarı bunda Ak Parti'yi suçlama vesilesini bulmuş... Sadece romanla ilgili değil, star yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu'nun anayasa değişikliğini iptal eden Anayasa Mahkemesi'yle ilgili yazısı hakkında açılan soruşturmada da: “2002 senesinin kasım ayından beri AKP tek başına hükümette. / Ve ülkemizde hâlâ bu tür davalar açılabiliyor; çünkü AKP, sadece kendisine demokrat. / Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla bu ülkede hâkim olmasını isteyen bir partinin iktidarında böyle davalar açılabilir miydi?”

İnsan gülmeden edemiyor. Bizler o davalara zemin teşkil eden TCK maddelerinin kaldırılması için mücadele ederken, onlar “Olmaz da olmaz” diye tepiniyorlardı. Direnişlerinin sebebi ortaya çıkmış oldu: Ak Parti'yi eleştirecek malzeme bulma gayreti... Aslında şikâyet ettikleri yasa maddelerinin varlığından CHP ile onu destekleyen medya organları sorumlu olduğu halde, eleştiri oklarını iktidara yöneltiyorlar...

“CHP destekçisi medya” diye anılmayı da nedense içlerine sindiremiyorlar. Kendileri herkesle ilgili istedikleri sıfatları rahatça kullanabiliyorlar; ama benzer bir takılma bizden onlara yöneltildiğinde huysuzlaşıveriyorlar. “CHP'li medya” benzetmesinden rahatsızlık duyulacaksa, CHP'liler rahatsız olsalar yeridir.

Günümüzün en etkili “partizan medya organı” Hürriyet gazetesi... Gazetenin sahibi Aydın Doğan CHP'li bir aileden geliyor. Hangi işe ticari açıdan el atmaya kalksa, ilk yaptığı iş Aydın Bey'in, İş Bankası'nın kapısını çalmak oluyor. Bazen kredi açarak, bazen ortak olarak, bazen de “Bu işi yapma” aklını vererek kendisine yardımcı olan İş Bankası'nda CHP kontenjanından üyeler bulunuyor.

“İş Bankası'nın CHP kontenjanından üyelerini tek başına Deniz Baykal belirliyor” diyeyim de, tabloyu kendi gözünüzde canlandırın.

Hürriyet'te “CHP yanlısı gazete” sıfatını hak etmek için çaba gösterenlerden biri de gazetenin yayın yönetmeni... Hürriyet gemisinin kaptanı, dün, iki kadın arasında geçen bir konuşmayı yazı konusu yapmıştı. Babası idamla yargılanmış DP'li aileden bir kadınla CHP'li aileden gelen bir başka kadın arasında geçiyor konuşma.

Okuyalım: “Babası Yassıdada'da yargılanan kadın, CHP'li kadına gelip içini açıyor. / 'Bugünlerde her telefon çalışta, her kapı çalınışta, yine ürkerek kalkmaya başladım. Bugün insanlara yapılanları görünce, o gün bizlere yapılanları hatırlıyorum ve acı çekiyorum.' / Son günlerde gazetelerde okuyup televizyonlarda seyrettiği olaylar, 48 yıl öncesinin travmalarını yine şuur üstüne çıkarmış. / İnsanların gün doğmadan alınıp götürülmeleri, daha nelerle suçlandıklarını bile öğrenmeden hayatlarını kaybetmeleri, özel hayatlarının akıl almaz hoyratlıkla, hatta sadizmle önlerine konması, onu tekrar eski günlere götürmüş.”

Özel yetkilerle kurulmuş Yassıada mahkemelerinde yargılananların halkın seçilmiş temsilcileri olduğunu, Ergenekon örgütü üyesi oldukları iddiasıyla bağımsız mahkemelerce tutuklanan kişilerin ise halkın oyuyla oluşmuş Meclis'i ortadan kaldırmaya çalıştıkları ithamı altında bulunduğunu unutmamızı biz okurlarından bekliyor amiral gemisinin kaptanı.

Unutmamızı ve öfkemizi seçilmişlere yöneltmemizi...

“CHP'liler” ya, her işte olduğu gibi propagandada da aşırıya kaçıyorlar. Dünkü Hürriyet'teki pek çok “CHP'yi kayıran” haber ve yorum yanında ekonomi sayfası da geride kalmamaya çalışmış. Hem de ekonomi kulisinde...

Evet, Gila Benmayor bile kavgaya katılmış: “Dün gazeteleri daha dikkatli bir gözle taradım. / İktidar yanlısı gazetelerde TÜSİAD ve KAGİDER'in bu ortak raporuna yer verilmemişti. / Yeni Şafak ve Zaman gazetelerinde bir tek satır dahi yoktu.”

“Yoktu” dediği, kadın istihdamıyla ilgili raporlar... İyi de, yazının bir yerinde “Raporun 'İşgücüne Katılım ve İstihdam' bölümünü hazırlayan Prof. Dr. Yıldız Ecevit'e göre, yüzde 24.9'luk oranla kadınların iş gücüne katılımı cumhuriyet tarihimizin en düşük düzeyinde” diye özetlenen bir rapora nasıl itibar edebiliriz? Dünyada da kadınların evde oturdukları 1920'lerde bizim kadınlarımızın bugünkünden daha fazla iş gücüne katıldığını iddia ediyorsa o rapor?

Yandaşlık gözleri kör ediyor gerçekten.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.