Makedonya’da Hamidiye Lisesinin yeniden doğuş hikayesi

Makedonya’nın İştip şehri Türk ve Müslüman nüfusun ülkenin diğer bölgelerine göre daha yoğun olduğu bir şehir. Hamidiye Medresesi adıyla açılan okul yıllarca hizmet verdikten sonra 1945 yılında kapanmış. O okuldan geriye sadece mermer bir kitabe kalmışken 61 yıl sonra yeniden inşa edildi ve eğitime açıldı.

Okulun açılması o şehrin insanları için, civarda yaşayan yörük köyleri için ve bütün Makedonya için çok anlamlı ve önemli bir gelişmeydi. İkinci döneminde İmam Hatip Lisesi müfredatıyla hizmet veren okuldan yeni mezunlar çoktan verildi. Onların bir kısmı kendi şehirlerinde hizmet ediyorlar. Bir kısmı Üsküp’te bir kısmı ise Türkiye’deki çeşitli üniversitelerde okuyup kendi ülkelerine ve insanlığa daha faydalı bireyler olma çabasındalar.

Bu önemli eğitim kuruluşunun yeniden inşa ve ihyasında nice açık/gizli kahramanın emeği, çabası, gayreti, iyi niyeti ve canhıraş yakarışları var. Bu yazıda onlardan bir kesit bulacaksınız. O kahramanların hepsine selam olsun.

whatsapp-image-2021-02-21-at-23-10-04.jpeg

2005 yılında Makedonya’nın İştip şehrinde temelini atıp kısa sürede tamamladığımız Hamidiye Lisesinin açılışını bir grup misafirimizle birlikte yapmıştık.

Temel atma merasime bizzat gidemediğim için görüntülerini izlemiş, hikâyesini de Prof. Dr. Sabahaddin Zaim Hocamızın ağzından dinlemiştim. İştip şehri aynı zamanda Sabahaddin Hocamızın doğduğu şehir. 8 yaşındayken Türkiye’ye ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalmışlar. Sonra bir daha gidip görmek nasip olmamış doğduğu şehri.

70 küsur yıl sonra Deniz Feneri’nin davetlisi olarak İştip’e giden Sabahaddin Zaim Hocamız doğduğu şehri ve 8 yaşına kadar yaşadığı evi tekrar gördü; çok sevindi, duygulandı, oralara gitmesine vesile olanlara dualar etti.

whatsapp-image-2021-02-21-at-23-10-05-2.jpeg

Eski adı Hamidiye Medresesi olan o okulun açılışında nasip oldu ben de bulundum. Deniz Feneri’nin o dönem genel başkanlığını yapmakta olan Engin Yılmaz Bey açılış konuşmasını yaparken Doğu Makedonya Müslümanları liderine döndü, “Hocam, proje dosyasını getirip bu okulu yaptırmamızı istediğinizde dosyanın üstüne iliştirdiğiniz bir not vardı. O notta bir ayeti kerime yazılıydı. O ayette, “Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler” (Müminun 23/8) buyuruluyordu. Sözümüzü tuttuk mu Hocam?” diye sordu.

Engin Bey bunları söylerken kelimeler boğazına düğümlendi, gözleri doldu, konuşmakta zorlanıyordu.

Doğu Makedonya Müslümanları lideri dini kıyafetleri ile katılmıştı açılış merasimine. Engin Bey’in bu sözünden çok etkilendi. Ayağa kalktı, kürsüye geldi. Konuşmasına devam eden Engin Bey’in alnından öpüp geri yerine döndü. Bu sahneyi izleyenlerin çoğu Engin Beyle aynı hissiyatı yaşadı, ağladı.

whatsapp-image-2021-02-21-at-23-10-05.jpeg

O açılışın haberi şöyle verilmişti;

1945 yılında kapatılan Hamidiye Medresesi, Türklerin çoğunlukta bulunduğu İştip şehrinde bugün törenle eğitime başladı.

Törene başta Türkiye'nin Üsküp Büyükelçisi Taner Karakaş, Büyükelçilik Din Müşaviri Ahmet Durmuş, Makedonya İslam Birliği Meşihatı Başkan Vekili Haci Bahri Aliu, Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz, Makedonya İslam Birliği çerçevesinde görev yapan 13 müftü, Kosova Diyanet İşleri Başkanı Naim Tırnova, Arnavutluk'tan dini temsilciler, üniversite profesörleri ile Makedonya'nın her yanından konuklar katıldı.

İştip müftülük binasının yatılı okul haline getirilen bir bölümünde eğitim verecek olan lise dengi Hamidiye Medresesinde dini ağırlıklı eğitimin yanı sıra Türkçe fen ve sosyal alanlardaki dersler de okutulacak.

Törene katılan İştipliler, son 61 yıl içinde şehirlerinde bu kadar Türk ve Müslümanı bir arada görmediklerini ve İştip'te ilk kez Türk bayrağının dalgalandığını gördükleri için çok heyecanlandıklarını ve mutlu olduklarını belirtti. İştip'in en eski Türk ailelerinden gelen emekli yargıç Sait Sait, medrese hakkında hatıralarını anlatırken, ”Ben de 1942 yılına kadar bu medresede eğitim gördüm. Hamidiye Medresesi, doğu Makedonya'nın en saygın okuluydu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türklerin, Türkiye'ye göçüyle birlikte, buralarda Türkler azaldı ve bu tarihi okula kilit vuruldu” dedi.

Bu okulun tekrar canlanacağını hiçbir zaman aklından geçirmediğini söyleyen Sait, gözyaşları içinde “Bugün en mutlu gününü yaşadığını” söyledi. (03.06.2006, www.hurriyet.com.tr)

whatsapp-image-2021-02-21-at-23-10-05-1.jpeg

İştip’teki okulun Hamidiye Lisesi adıyla yeniden açılmasının etkileyici bir hikâyesi var. Bu hikâyeyi o dönem Deniz Feneri Derneği Genel Sekreteri olarak görev yapan İbrahim Altan Beyden dinleyelim:

2004 yılında dernekler kanunu değişti. Yurtdışı yönetmeliğini bekliyorduk, yönetmelik acaba yurtdışıyla ilgili bir kısıtlama getirecek mi getirmeyecek mi ya da nasıl bir süreç olacak diye. Hiçbir şey getirmedi. Önü açık bir hale geldi. Zaten 24 Kasım’da yönetmelik çıktı, 26 Aralık’ta Endonezya’da deprem ve tsunami oldu. Yeni dönemde yurt dışı çalışmalarımıza en uzak yerden başlamış olduk.

Afetler sonrası yaptığımız işlerin dışında zuhurat kabilinden işler oluyordu. Onlardan bir tanesi Makedonya’daki bu çalışmaydı. Allah selamet versin, Rafet Bilaç Ağabey, Ömer Güzelyazıcı Ağabey onlar orayla da ilgileniyorlarmış. İştip’teki medresenin olduğu yerdeki Müftülük, Doğu Makedonya İslam Birliği diye gecekondu gibi bir yerdi. Ama onun girişinde A4 kâğıdı büyüklüğünde bir mermer levha vardı. Mermerde “Hamidiye Medresesi” yazıyordu, Osmanlıca. Bir de 1300 küsur diye bir tarih yazıyordu.

Bizim ağabeyler onu görünce heyecanlanmışlar. O medresenin durumu nedir ne değildir diye Osmanlı Arşivlerinden, oradan, buradan kayıtlar çıkarmışlar. Sonra da Makedon devletine başvurmuşlar, Makedon devleti de “Yapın” demiş. Bir sınır koymuş, “Şu tarihe kadar kazmayı vurmanız lazım.” Rafet Bilaç Ağabeyin Bursa’da bir bağışçısı var ona, “Biz güzel bir iş yapacağız, bir okul açacağız” demiş. Adam, “Tamam siz yürüyün, ben size destek olurum” demiş. Sonra planı-projeyi çizdirmişler. Fakat bağışçı bir türlü bağış yapamıyor. Bir şeyler oluyor, bağış yapamıyor. Öyle bir duruma gelmişler ki projeyi teslim alamıyorlar. Ödeyecekleri para çok yüksek bir para değil ama onu bile bulup bu projeyi teslim alamıyorlar. Gitmiş Osman Nuri Topbaş Efendi’ye, ona demiş ki, “Efendim durum böyle, biz tıkandık.” “Kuzum” demiş, “Bizim Engin Yılmaz Deniz Feneri’nin başında. Ona bir gidip anlatsanız belki destek olurlar.” Geldiler, anlattılar, o zaman 2-3 katlı bir okul tasarımı vardı. Bütçe konuşuldu, biz yönetimde yine birbirimize baktık, “Yapalım” dedik.

O rakam yüksek bir rakam değildi herhalde?

200 küsur bin avro falan civarındaydı ilk başta. “Yapalım ağabey” dedik ama bir şart var. “Biz yapacağız ama biz devam ettiremeyiz, bizim eğitimle ilgili bir yapımız, düşüncemiz yok. Siz şayet bunun eğitim boyutunu sürdürecekseniz yapalım” dedik. “Tamam” dediler. “Biz onu yürütürüz problem değil, siz yapın yeter ki.”

Neyse plan üzerinde konuşuldu, iş büyüdü, bina 5 kata çıktı. Bütçe 500 küsur bin avroya kadar ulaştı hatırladığım kadarıyla. Elhamdülillah, yapıldı. 2005’te temeli atıldı, Sabahattin Zaim Hocamız temeli attı, sonra açılışına da gitti. Kendisi de hemen oracıklıymış, terk etmek zorunda kaldıkları ev hemen bir sokak üstteymiş. Onları orada görmüş oldu. O medrese güzelce hizmet ediyor.

Biz oranın açılışına gittiğimiz zaman Kalkandelen/Tetova’da Harabati Tekkesi var. Geniş bir araziye oturmuş dev bir müessese. Orada dolaşırken Türkçe bilen bir Arnavut bizimle tanışmak istedi, niçin geldiğimizi öğrendi. Gözyaşı dökerek, “Çok iyi yapmışsınız, oralar İslam yönünden ihmal edilmişti, çok iyi olmuş, aferin size” diye bize tezahüratta bulundu, tebrik etti.

Bunlar işin sonuçları ama buranın yapılışında yine bir adamın feryadı var, o da şu; biz Rafet Ağabeyle beraber o tarafa gitmiştik, gece vakti İştip’ten çıktık, Üsküp’e doğru gidiyoruz. Bir yerde arabayı sağa çekti, durdu. “Bak agam” dedi, bana agam diyor. “Ben o süreçte sıkıştım kaldım, çıkış yolu bulamıyorduk. Burada arabayı sağa çektim, direksiyona kapandım, hüngür hüngür ağladım. İsyan edercesine dedim ki, ‘Yarabbi, buraya kadar geldik, yaptırtmayacak mısın?’ İşte burada hüngür hüngür ağladım ben.”

Sonra dönünce Osman Efendi’ye gelmiş, Osman Efendi “Engin Bey var” demiş, derken elhamdülillah orada medrese hala güzel güzel hizmetini devam ettiriyor.

Aynı şekilde Bosna Hersek’in Mostar şehrinde Fen Edebiyat Fakültesi kötü bir binaydı. Orada Müslümanlara yakışmayan, onları bir şekilde ezik tutan bir şeydi. Oraya da 2000 m2 üzerinde bir bina yaptık, Sabahattin Zaim Hocamız oranın açılışına da gitti. Hem Makedonya’ya hem Mostar’a giderken 80’li yaşlardaydı. “Balkanlar’da yeniden bir diriliş başladı. Bakın ben buraya bu yaşımda geliyorum, tarihi bir hadiseye şahitlik etmek için buradayım. Tarih yazanlar tarih yazdıklarının farkında olmazlar” dedi. Tabii hocamız güngörmüş, ileri görüşlü bir insandı, Allah razı olsun, onlar da insana hep cesaret veriyor.

Bir de hatırlarsınız, temel atılırken Uğur Arslan’ın elini tutup da, “Bak ben sana bir şey söyleyeyim:

“Halık’ındır cümle işler kul eliyle işlenir

Emr-i Bari olmadıkça sanma ki bir çöp deprenir” diye bizlere çok güzel bir nasihati olmuştu.

“Siz böyle baya baya güzel işler yapıyorsunuz, bakın genç adamlarsınız, bu işler sizi şaşırtmasın, bunları kendi kendinize yaptınız zannetmeyin. Tamam, siz bir şeyler yapıyorsunuz ama Allah önünüzü açmasa bu işlerin hiçbirisi olmaz” diye böyle güzel de bir kulak küpesi nasihati olmuştu.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.