UMRE HATIRALARI (III-Son)

 

SUUDİ KAMU GÖREVLİLERİNDE DEĞİŞİM

 

 

11 yıl önce Suudi Arabistan’a geldiğimde ilk şoku havalimanında yaşamıştım. Pasaport kontrolü yapan Suudi’li görevli tam bana sıra geldiğinde hiçbir şey söylemeye bile gerek duymadan bankosundan kalkıp gitmişti. Yarım saat orada beklemiştik. Sonrasında kapı açılmış aynı görevli umursamaz bir tavırla yerine oturmuş, bankosunda hiç bekleyen yokmuş gibi bir müddet de evraklarıyla meşgul olmuş ve yüzüme bile bakmadan evrakımı almak üzere eline uzatmıştı.

 

Türkiye’de olsa kıyameti koparacağımız bu davranışa hiç sesimizi çıkartamamıştık.

 

Medine’de Osmanlı’dan yadigâr Medine tren istasyonunu görmeye gittiğimde de daha duvarına bile yaklaşmadan bir polis tarafından kaba bir şekilde oradan uzaklaştırılmıştım. vs.

 

Aradan geçen zaman içerisinde çok şey değişmiş. Tam istediğimiz gibi olmasa da Suudi kamu görevlileri daha kibarlar. İşlemlerimiz kısa sürede tamamlandığı gibi her yerde bağırarak konuşan, “yallah” diyen görevliler daha az. Bu gelişmeler elbette güzel ama bu konuda daha alınacak çok yol olduğu da kesin.

 

Müşteri İlişkileri Bizim Sümerbank Dönemimiz Gibi

 

Suudi görevlilerindeki kısmi değişime değinmişken ibadet zamanları dışında küçük hediyeler almak ve insani ihtiyaçları karşılamak üzere alışverişe gittiğimizde karşılaştığımız satıcı profillerinden ve mübarek topraklardaki “müşteri ilişkileri” yaklaşımlarından da bahsetmek sanırım faydalı olacaktır.

 

O dönemlerde yaşayanlar anlatırdı bizde kısmen sonuna yetişebildik. Ülkemizde devletçilik geleneğinin önemli müessesi olarak Sümerbank işletmeleri vardı ve buralarda kumaştan ayakkabıya kendi işletmelerinde ürettikleri ürünler satılırdı. Satılırdı satılmasına da satışı yapan tezgâhtarlar “Devlet Memuru” idi. Aldığınız ürünlerde “Devlet Malı”.

 

Tabiî ki burada “Müşteri Veli-i Nimet” falan değildi. Raftan indirttiğiniz bir ürünü almaz iseniz değil ikincisini indirtmek bir de okkalı azar işitirdiniz. Aldığınız ürünü beğenmediğiniz için geri getirmek ve değiştirme talep etmek “hayal” bile edilecek bir şey değildi.

 

Çok şükür özel sektör yeterince gelişti de tek parti mahsulü bu müesseselere ihtiyacımız kalmadı ve hem “birey” hem de “müşteri” olmanın ne demek olduğunu öğrendik.

 

Suudi Arabistan’da bu anlamda tam bir şok yaşıyorsunuz. Nasıl mı?

 

Bir defa asla bir fiyat istikrarı yok. Bir ürün satın alıyorsunuz aynı ürüne bir alt sokakta yarı fiyatına ya da başka bir sokakta iki katı fiyatına rastlayabiliyorsunuz. Bunu geçin aynı ürün aynı işyerinde ertesi gün farklı bir fiyatla karşınıza çıkabiliyor. Bir ürün satın almıştım aynı yerden ertesi gün arkadaşıma almaya gittik %33 daha ucuzdu. Satıcı aynı ürünü bir gün önce bize neden pahalı verdiğini sorduğumda açıklama yapma gereği bile duymadı.

 

Ürün değiştirmeye giderseniz satıcıların yüzlerinden düşen bin parça haline geliyor. Suudi Arabistan’ın her yerinde mağazaları olan BinDawood Marketleri var. Görüntüsüne baktığınız zaman son derece de modern mağazalar. İş müşteri ilişkilerine geldiği zaman mantıkta hiçbir değişme olmadığını görüyorsunuz. Bir kutu taze hurma aldım otele gelip kutuyu açtığımda kutudan taş gibi sert hurmalar çıktı. Zemzem otel’in altında bulunan mağazaya giderek müşteri temsilcisine hurmanın taze çıkmadığını göstererek değiştirilmesini istedim O ise pişkin bir şekilde son kullanma tarihini gösterdi. Yani son kullanma tarihi geçmediğinden değiştiremem dedi. Kutuyu almadan çıktım umursamaz bir tavırla çıkışımı seyretti.

 

Bu kadar çok farklı ülkeden insanın ibadet maksadı ile geldiği Mekke ve Medine’de Suudi hükümetinin işyerleri denetimini daha sıkı bir şekilde yapması ve müşteri şikâyetlerini kamu adına takip edecek farklı dillerde konuşabilen görevlilerin bulunduğu “Şikayet Ofisleri” oluşturması gerekir diye düşünüyorum.

 

 

KUR’AN - BABALAR VE OĞULLAR

 

 

Umre ziyaretim sırasında beni en çek etkileyen görüntüler arasında iki şeyin ayrı bir yeri var.

 

Her yerde Kur’an okuyan insanlar.

 

Babalar ve oğullar… (Yanlış anlaşılmasın elbette anneler ve kızlar da var ama ibadet mekânlarında bir ayrışma olduğundan ben daha çok birincisini gözlemleyebildim.)

 

Herhalde yeryüzünde bu kadar yoğun bir şekilde Kur’an okunan başka mescidler yoktur. Hem Mescid-i Nebevi’de ham Kâbe’de sayısız insan sürekli Kur’an okuyup dua ediyor. O okunan Kur’an’ların ve yapılan duaların bereketinin tüm Müslümanların üzerinde dolaşıp durduğuna ve onların hürmetine huzur içerisinde nefes alıp verdiğimizi düşünüyorum.

 

 

cimg6290.jpg 

 

 

Kur’an ve Dua belki de en çok pir-i fani beyaz sakallı büyüklerimizde güzel duruyor.

 

 

İkinci güzel manzara ise her yerde birlikte ibadet eden babalar ve oğullara ilişkin…

 

Şimdi çoğu insan küçücük yaştaki çocuklarıyla geliyor umre’ye…

 

Her yerde karşımıza çıkan bu manzaralar çok güzel. Babaları ile birlikte olamamaktan şikâyet eden çocuklara buradan sesleniyorum. İkna edin, zorlayın birlikte umre’ye gidin. Baş başa güzel günler, unutulmayacak hatıralar yaşamak için…

 

cimg6326.jpg 

 

Birlikte Say yapan baba ve oğullar…

 

 

BİR HAYAL

 

 

Mescid-i Nebevi ve Kâbe ne kadar genişlerse genişlesin ihtiyaca cevap veremiyor.

 

Peki genişleme devam edecek mi? Elbette edecek. Bundan aslında şikâyetçi olmak yerine memnun da olmak lazım. Zaten Peygamber Efendimiz’de bir Hadis-i Şerif’te "Bu mescid, kalabalık arttıkça genişletilse, duvarları Yemen'e kadar genişlese, yine benim mescidimdir." Buyurarak bunu apaçık işaret etmiş.

 

Yani 20 sene önce gidenlerin tanımakta güçlük çektiği Mescid-i Nebevi ve Kâbe büyümeye devam edecek.

 

Burada bir sorun da yok. Bence sorun büyüme stratejisinde. Şu an Mescid-i Nebevi ve Kâbe’de artan kalabalığı barındırma ihtiyacını mübarek mekânların hemen bitişiğine yapılmış çok katlı ve çok yıldızlı otellerle karşılama mantığı hâkim olmuş durumda. Atalarımızın Kâbe’den yüksek bina yapmaktan hayâ duyduğu anlayış yerini Kâbe’yi tepeden seyreden anlayışa bırakmış.

 

Belki şu an ihtiyacı karşıladığı için kısmen kabul gören bu durumun zamanla yeniden genişleme ihtiyacını doğduğunda sorgulanacağını ve ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkacağını düşünüyorum.

 

 

 

 cimg6327.jpg

 

Bizim de kaldığımız Zemzem Otel Kâbe’yi baskılayan bir yaratık gibi gözüküyor.

 

Yadsınamayacak bir gerçek var. Bu mekânların artan ihtiyacı karşılaması her geçen yıl daha da zorlaşıyor. Hem Mescid-i Nebevi ve Kâbe’nin büyüme ihtiyacı hem de ziyaretçilerin barınma talepleri Suudi’li yöneticileri yeni arayışlara itecektir.

 

Benim bu noktada hayalim şu: Mescid-i Nebevi ve Kâbe’nin çevresinde ne varsa en az 3 km çapında yıkıyoruz. Mescid-i Nebevi ve Kâbe bir inci gibi bu boşaltılmış alanın merkezine yerleşiyor. Oteller bu sınırın dışına dairesel olarak yerleştiriliyor ve buralarda kalan ziyaretçiler yer altına yapılmış metrolarla sıcak yüzü görmeden Mescid-i Nebevi ve Kâbe’ye taşınıyorlar.

 

Olur mu demeyin. Bu da benim hayalim.

 

Bunlar parça parça gözlemlerim. İşin ibadet ve duygusal kısmını yazmaya kalemim kifayetsiz kalıyor. Tüm dostlarıma en kısa sürede mübarek toprakları ziyaret etmelerini ve bu konuyu yakın zaman planlarına almalarını öneririm. Her şeyi anlatabilirsiniz ama Kâbe’yi görmenin ve seyretmenin lezzetini, tavafın güzelliğini anlatamazsınız. Hz. Peygamberi ve mescidini ziyaret etmenin huzurunu tarif edemezsiniz. Bir Afrika’lı ve bir Endenozya’lıyla  yan yana namaz kılıp musafahalaşmanın uyandırdığı kardeşlik duygusunu ve güveni kaleme alamazsınız. Yani buralarda her şey tam bir “anlatılmaz yaşanır” formunda…

 

Hepinize makbul ve mebrur Hac ve Umre’ler dilerim.

 

unalsade@mynet.com

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.