Seçkin İSLAMOĞLU

Seçkin İSLAMOĞLU

Yargı Dokunulmaz Değildir, Ergenekon Zihniyeti İş Başında

SÖZÜN ÖZÜ (KISA KISA) - 22

 

Yargı Dokunulmaz Değildir

 

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu HSYK’nın Erzurum’da görevli ve Ergenekon soruşturması kapsamında Erzincan Başsavcısı’nı sorgulayan 5 savcının yetkilerini elinden alması, hem bir tür yargı darbesidir, hem de mevcut yargılamaya doğrudan müdahaledir. Bu örnekte de açıkça ortaya çıktığı üzere, Türkiye’de yargı (hukuk) ideolojiktir, kararlar birçok kez kişilerin eylemlerine göre değil bulundukları tarafa göre verilmektedir.

Öte yandan, “yargı dokunulmazdır” diye bir kural yoktur, yargının bağımsız olması gerekir, fakat Türkiye’de yargı baştan kemalist ideolojiyle ve onun türevleriyle bağımlıdır. Askeriyeye ayrı bir yargı olduğu gibi, sivil yargı da kendi adamlarını korumaktadır, en basit soruşturmalara bile engel olunmaya çalışılmaktadır.

Adalet mülkün temelidir, kemalist yargı kendi eliyle mülkü yıkıyor; adalete güven kalmadığında huzur ve istikrar sağlanamaz. Yemeklerin kokmaması için tuz atılır, peki tuz kokarsa ne yapılır? İşte Türkiye’deki hukuk çifte standardı budur. Tipik devşirilmiş zihniyet olan kemalizm, Türkiye’de sorun üretmeye ve zulümlere sebep olmaya devam ediyor.

Bakalım, milletimiz bu komediyi aslında trajediyi ne kadar daha seyredecek? Bakalım Ak Parti ne kadar daha yargı reformu veya sivil anayasa yapmayacak? Çok açıktır ki, karşıtları hiçbir ilke tanımayıp uzlaşmaya yanaşmamaktadır, oyun başladıktan sonra kuralları değiştirmektedir, çifte standart uygulamaktadır; dolayısı ile Ak Parti’nin uzlaşma ve mutabakat arayışları boşunadır, zaman kaybıdır. En kısa sürede sivil bir anayasa ile birlikte yargı reformu yapılmalı ve bu referanduma götürülmelidir. Halk onlara gereken cevabı verecektir, halkın karşısında kimse duramaz.

Öte yandan Türk Hukuku ve Yargı Sistemi, yine anayasal ve yasal hukuk gereği uluslararası anlaşmalara ve sözleşmelere uymak zorundadır; evrensel hukuk ilkelerini çiğneyen kararlar ve uygulamalar Türk Yargı Sistemi’nin kendiyle çelişmesidir ve bunu yapanlar suç işlemektedir.

Hukuku hakların korunması değil de zulüm aracı yapmak, buna da “yargının bağımsızlığı” gibi temel değerleri bahane etmek, sadece yanlış değil aynı zamanda ikiyüzlülüktür de. Bir an önce bu yanlıştan dönülmelidir, bu tür hukuksuz kararlar son bulmalıdır, ideoloji değil evrensel adalet öncelenmelidir.

Hukukçu sıradan bir memur değil “adalet dağıtan”dır, dolayısı ile “ideoloji memuru” olan hukukçular adalet karşıtıdır, yakışıksız bir durumdadır.

Yargı kendi uymadığı veya ihlal ettiği kararlara başkalarının uymasını bekleyemez. Hükümet veya diğer ilgililer de yetki gasbı niteliği taşıyan veya hukuki dayanaktan yoksun kararlara uymamalıdır, çünkü hukuksuz kararlar yok hükmündedir. Birilerinin sırf yargı mensubu veya kurumu diye kendi kafalarından uydurdukları ideolojik kararlara veya gerekçelere bir hukuk devletinde başkaları uymaya zorlanamaz, yoksa jüristokrasi (yargıçlar rejimi) ortaya çıkar, ki bu da doğru değildir. Egemenlik devlet kurumlarına (yargıya, askeriyeye vb) değil halka aittir.

Hakimler, Savcılar, Barolar ve Yargı Kurumları “kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma” temel ahlaki kuralından hareketle, haksız kararlar vermemelidir, ideolojik davranmamalıdır. Mesela aynı suça kemalist diye 1 sene başkası diye 2 sene vermek misali, bu tür çifte standart uygulanamaz.

HSYK bazı savcıları yetkilerini aştıkları bahanesiyle yetkisiz bırakırken, kendi yetki aşımı yapmaktadır çünkü HSYK’nın böyle bir yetkisi yoktur.

Bu tür hem uluslararası hem anayasal hukukla, hem de kendileriyle çelişen kararlarıyla, yüksek yargı kurumları ideolojik bağımlılıklarını ortaya koymaktadır.

Sonuçta mevcut sistem bir darbeler sistemidir, kurumlar askeri cuntaların zihniyetiyle ve özellikle kemalist ideolojiyle şekillendirilmiştir. Bu sebeple sadece adalet dağıtması ve her iki tarafa eşit davranması gereken yargı, bizzat kendi mensuplarınca veya kurumlarınca siyasallaştırılmıştır.

Öte yandan Adalet Bakanlığı da bu kararın alınmasında suçludur; Adalet Bakanı kendi katılmasa da Müsteşarın katılması sebebiyle bu karar alınabilmiştir. Dolayısı ile sonradan Adalet Bakanı çıkıp sert bir şekilde bu kararı eleştirmekle yetinmemeli, derhal istifa etmelidir. Evet bakan ve müsteşar ya istifa etmeli veya görevden alınmalıdır ki bir daha böyle hatalar tekrarlanmasın.

 

Diğer Bazı Gelişmeler

 

Onu Yapan Bunu da Yapabilir

 

Amirallere suikast davası kabul edilmiş; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda iki oramirale suikast hazırlığında oldukları şüphesiyle birkaç teğmen tutuklanmıştı.

Amiraline suikast tertipleyen (muvazzaf veya emekli) ordu mensupları elbette cami de bombalar.

Mustafa Kemal’in Selanik’teki evine bomba atıp 6-7 Eylül Olaylarını düzenleyen derin devlet, elbette cami de bombalar, cemaat de.

“Yok bombalamazlar, olur mu öyle şey?!” diyenler, derin devletlerden, gizli örgütlerden, istihbarat servislerinden, gladyo yapılanmalarından, sayısız komplo eylemlerinden veya olaylarından habersiz (gafil) demektir, veya haberli olduğu halde habersiz gibi davranmaktadır.

 

Ergenekon’da TSK’dan İlk İhraç ve Ceza

 

Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak Sakarya’daki evinden mühimmat ve ele geçirilen kroki sonucunda Ankara Zir Vadisi’nde de çok sayıda askeri cephane çıkan Yarbay Mustafa Dönmez TSK’dan ihraç edilmiş ve 4 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Ergenekon Terör Örgütü’ne “palavra, hükümetin gündem saptırması, Atatürkçüleri sindirme oyunu” falan diyenlere duyurulur!..

 

Başbakan’ın Eşi Başörtülü Diye GATA Hastanesine Alınmamış

 

Bu utanç verici olayı, Genelkurmay Başkanı bile “yanlış, kabul edilemez” bulduğuna göre, söyleyecek ne olabilir ki? Başörtülülerin çocukları göreve alınıp cepheye gönderilebilir fakat başörtülü akrabaları askeriyeye giremez! Akrabası başörtülü olan askeriyede yükselemez! Ayıp ki ne ayıp, böyle medeni olacağını zannedenlerin ilkelliği; Milli Mücadele’de canla-başla cihad etmiş başörtülülerin hatırasına saygısızlık!.. Genelkurmay Başkanı’na sormak lazım: Başbakan’ın eşine yapılan yanlış da askerlerin başörtülü yakınlarına yapılan doğru mu?..

 

* * *

 

Kuran Meali

 

« Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. » (Nisâ, 4/135)

 

Hâdis-i Şerif

 

“Ademoğlunun bir vadi dolusu malı (altını) olsaydı, mutlaka bir ikincisi ve üçüncüsünü isterdi. Ademoğlunun iç boşluğunu (nefsini veya gözünü) ancak toprak doldurur. Allah, tövbe edenleri bağışlar.”

 

(Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbnu Mâce)

 

Seçkin’ce

 

“Bireyleri ve toplumları mutlu etmenin yolu; kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına da yapmamak!..”

 

www.dunyaislamgunu.org - www.worldislamday.org - www.seckinislamicebooks.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.